Birmiftahis

13 Mayıs 2026 Çarşamba

BİRAZCIK MÜSAADEDİR İNSAN..

Mayıs 13, 2026 3 Comments

 Ä°nsan bazen en çok iyiliÄŸinden vuruluyor. Hiç beklemediÄŸi bir anda, hiç beklemediÄŸi bir sözün içinde kanıyor. Bazen bir davranış, bazen küçücük bir cümle, bazen de yalnızca bir tavır insanın içinde kapanması zor yaralar bırakabiliyor. En sonunda geriye hassas bir kırılma, sessiz bir iç çekiÅŸ ve derin bir yorgunluk kalıyor. Belki de insanı en çok yoran ÅŸey, anlam veremediÄŸi davranışlarla karşılaÅŸmak oluyor. Çünkü insan kötülüğü bir nebze kabullenebiliyor; ama iyiliÄŸin kötüye yorulmasını kabullenemiyor.

Karşılaştığın insanlar zamanla diğer insanlara olan bakışını değiştiriyor. Samimiyetin yönü kayıyor, güven duygun zedeleniyor. Bir süre sonra içinden bir daha iyilik yapmak gelmiyor. Çünkü bazı insanlar o kadar sertleşmiş, o kadar hoyratlaşmış oluyor ki, en saf davranışı bile yanlış anlamaya meyilli hâle geliyorlar. İyiliği bile kötü niyetle açıklamaya çalışıyorlar. Ve albayım, insanı en çok da bu yoruyor. Çünkü insan bazen kötülüğe değil, inceliğin değersizleşmesine üzülüyor.

İnsan bu yüzden zaman zaman gaddar biri olmak istiyor. Daha hissiz, daha umursamaz, daha kaba biri… Çünkü incelikli kalmanın ağır bir bedeli var artık. Düşünmenin, alttan almanın, kırmadan konuÅŸmaya çalışmanın bedeli çok büyük. Ama insan ne kadar isterse istesin, kendi yaradılışından kaçamıyor. İçindeki o ince tarafı susturamıyor. İşte bu da daha çok acıtıyor. Çünkü insan, dönüşemediÄŸi ÅŸeye üzülüyor bazen. “Ben neden onlar gibi olamıyorum?” diye soruyor kendine. Sonra uzun uzun düşünüyor ama net bir cevap bulamıyor.

Bir insanın iyiliÄŸini düşünmek bile bazen “Sanane?” olarak geri dönüyor. Bu çağın en büyük kırgınlığı belki de burada baÅŸlıyor. İnsanlar artık birbirinin derdine yaklaÅŸmaktan korkuyor. Çünkü samimiyetin karşılığı çoÄŸu zaman yanlış anlaşılmak oluyor. Birine iyi gelmeye çalışırken suçlu durumuna düşebiliyorsun. Bir cümleyi kırmadan kurmak için çırpınırken kaba ilan edilebiliyorsun. Oysa insan yalnızca anlaşılmak istiyor. Belki de çağımızın en büyük yoksulluÄŸu budur: anlaşılabilmek.

Sahi, biz bu inceliklerden ne ara uzaklaştık? Ne zaman kırmadan konuşmak yerine kırarak güçlü görünmeye başladık? Ne zaman sert olmak, kaba olmak, hissiz olmak bir meziyet gibi görülmeye başladı? İnsan bazen çevresine baktığında kendini yanlış bir dönemin içine doğmuş gibi hissediyor. Çünkü etrafında gittikçe çoğalan bir hoyratlık görüyor. Kimse kimsenin ruhuna dikkat etmiyor artık. Herkes kendi yükünü taşımaktan o kadar yorulmuş ki, karşısındakinin taşıdığı yükü görmez hâle gelmiş.

Bu yüzden insan yavaş yavaş kendi içine çekiliyor. Kalabalıkların ortasında bile sessizleşiyor. Bir zamanlar uzun uzun konuştuğu şeyleri artık birkaç kelimeyle geçiştiriyor. Çünkü anlatmanın da bir yorgunluğu var. İnsan, sürekli yanlış anlaşılmaktan bir süre sonra konuşmaya takat bulamıyor. İçinde birikenleri paylaşmak yerine susmayı tercih ediyor. Çünkü bazen susmak, insanın kendini koruma biçimi oluyor.

Hayatın en garip taraflarından biri de bu zaten. İnsan çoğu zaman en güzel zamanlarında bile hayatın kıyılarına vurabiliyor. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyor ama içeride büyük bir savaş yaşanıyor. İşin garibi, tüm imkânlar bazen bir sis bulutu gibi insanın etrafını sarıyor. İnsan önünü göremez oluyor. Ne yapacağını, ne hissedeceğini, nereye ait olduğunu bilemez hâle geliyor. İşte tam da bu yüzden insan bazen mecburi dönüşler yapıyor. Mecburi susuşlar yaşıyor. Mecburi kayıplarla yüzleşiyor.

Bazı şeylerin içinde kalmak, dışında olmaktan daha fazla acı veriyor çünkü. İnsan bulunduğu ortamın içinde kendini kaybetmeye başladığında, ilk yaptığı şey kendi kıyısına çekilmek oluyor. Bu yalnızca yaşanmışlıklarla ilgili değil. İnsan ilişkileri de insanı en çok kıyıya iten şeylerden biri hâline geliyor. Bazen yanlış anlaşılıyorsun, bazen hiç anlaşılmıyorsun. Yaptığın iyilik kötü algılanıyor. Karşındaki insanın incelikten habersiz olduğunu sonradan fark ediyorsun. Sonra kendi kendine kızıyorsun. Çünkü herkesi kendin gibi sanmanın bedelini ödüyorsun.

Bir süre sonra insan, kendini açıklamaktan bile yoruluyor. Üslubunu anlatmaya çalışmak, niyetini açıklamak, kırmadığını kanıtlamaya uÄŸraÅŸmak insanın ruhunu tüketiyor. Belki de “İnsanı en çok insan yorar.” sözü tam olarak bunun için söylenmiÅŸti. Çünkü hayatın onca zorluÄŸunun arasında bir de insan iliÅŸkilerinin yorgunluÄŸu ekleniyor omuzlara. Zaten ağır olan yük biraz daha ağırlaşıyor.

İnsan artık nahifliği göremeyen bir dünyanın içinde yaşamaya çalışıyor. Bu yüzden çoğu kişi yorgun bir yalnızlığa çekiliyor. Ses tonu değişiyor insanların. Kelimeler sertleşiyor. Eskiden uzun uzun anlatılan şeyler artık kısa cevaplarla geçiştiriliyor. Çünkü herkes biraz yaralı. Herkes biraz kırgın. Ve herkes biraz yorulmuş durumda.

Hayat zaten oldurmadığı şeylerle yeterince yoruyor insanı. Kimimiz aldığımız haberlerle, kimimiz yaşadığımız olaylarla günümüze yeni bir karanlık ekliyoruz. Özellikle hassas insanlar bu yükü daha ağır taşıyor. Çünkü onlar yalnızca kendi acılarını değil, başkalarının acılarını da hissediyorlar. Ruhlarına kir bulaştırmamak için çoğu zaman yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Yaralı olsalar bile kendi içlerinde kalmayı daha güvenli buluyorlar. Çünkü artık insan yalnızca anlaşılabileceği bir yer arıyor.

Zaman da ayrı bir yük bırakıyor insanın omzuna. Ellerimizden kayıp giden zamana bakıyoruz bazen ve kendi kendimize soruyoruz: “Kaçıncı yorgunluÄŸumuzu yaşıyoruz?” Belki de bugüne kadar ertelediÄŸimiz her ÅŸeyin bir anda üzerimize çöktüğü döneme denk geldik. Günlerin üzerinde dağılmayan bir sis var sanki. İnsan sürekli koÅŸuyor ama hiçbir yere yetiÅŸemiyor. Sürekli bir ÅŸeyleri düzeltmeye çalışıyor ama eksiklik hissi peÅŸini bırakmıyor.

DuyduÄŸumuz sözler bile anlamını kaybetmeye baÅŸladı artık. İnsan bazen konuÅŸmaya bile üşeniyor. Çünkü içinde büyük bir tükenmiÅŸlik hissi oluÅŸuyor. Kendimizden beklentilerimizi sürekli ertelemiÅŸiz. “Bugün deÄŸilse yarın” diyerek geçirdiÄŸimiz zamanların ardından geriye dönüp baktığımızda içimizi en çok piÅŸmanlık acıtıyor. Sonra insan, ruhunun en derin yerinde kalan küçücük bir umuda sarılıyor. Belki hâlâ bir ÅŸeyler deÄŸiÅŸir diye düşünüyor.

Oysa geçen zamanın geri dönüşü yok. Hepimiz bunu biliyoruz. Ama buna raÄŸmen geleceÄŸi de sürekli üzülerek tüketiyoruz. Sürekli düşünmek, sürekli aynı yaraların içinde dolaÅŸmak insana yalnızca daha büyük bir karanlık bırakıyor. İşte tam da bu noktada insan kendine ÅŸu soruyu soruyor: “Ben ne yapıyorum?” Belki de insanın hayatındaki en önemli soru budur. Çünkü bu soru bazen bir uyanış oluyor. İnsan o anda fark ediyor neyi ertelediÄŸini, neyi ihmal ettiÄŸini, neyin içinde kaybolduÄŸunu.

Bu yüzden insan bazen bazı şeylere veda etmeli. Gerekirse okkalı vedalar etmeli. Çünkü bazı başlangıçlar ancak bazı vedalardan sonra mümkün oluyor. İnsan kendi hayatında tozlu bir sayfa hâline gelmemeli. Hatalarının içinde boğulmamalı. Çünkü şaşırdığı yerde bile yeni bir başlangıç ihtimali vardır.

Ama kabul etmek gerekiyor ki mücadele insanı yoruyor. Özellikle de hiç bitmeyen mücadeleler… İnsan bir süre sonra neyle uÄŸraÅŸacağını ÅŸaşırıyor. Artık yaralarının hangisinin daha az acıttığını hesaplamaya baÅŸlıyor. MutluluÄŸun varlığını unutuyor bazen. Oysa yaÅŸam yalnızca bundan ibaret deÄŸildi. Daha güzel tarafları da vardı. Peki ne oldu da bu kadar yorulduk? Ne oldu da güzel melodilerin yerini gürültüler aldı?

Belki de gerçekten özgür değiliz. Belki sadece özgür olduğumuzu düşünerek kendimizi avutuyoruz. Çünkü hepimiz görünmeyen yüklerin içinde sıkışmış durumdayız. Buna rağmen birbirimize güçlü görünmeye çalışıyoruz. Gülüyoruz, konuşuyoruz, planlar yapıyoruz ama gecenin bir saatinde biriken her şey bir anda içimize çöküyor. İnsan bazen hangi düşüncesine yetişeceğini bile bilemiyor.

Hayat gerçekten acımıyor. İnsan da bunu zamanla öğreniyor. TepkisizliÄŸin bile bir tepki olduÄŸunu kimse fark etmiyor artık. Bu yüzden bazı insanlar kitaplara, sessizliÄŸe, doÄŸaya sığınıyor. Bir nebze olsun nefes alabilmek için… Çünkü insan bazen yalnızca huzurlu bir nefes almak istiyor.

BulunduÄŸu yerden kalkma cesaretini göstermek deÄŸiÅŸtiriyor insanı. İnsan durduk yere sertleÅŸmiyor aslında. KarşılaÅŸtığı kırgınlıklar, gördüğü davranışlar onu buna mecbur bırakıyor. Bazıları da tam tersine, onlar gibi olmamak için susuyor. Belki de “sineye çekmek” dediÄŸimiz ÅŸey tam olarak budur.

Artık insan her sohbetin içinde olmak istemiyor. Çünkü yoruluyor. İnsanlar artık anlamaya çalışmak yerine yargılamayı tercih ediyor. Herkes yalnızca kendi görmek istediğini görüyor. Bu yüzden birçok insan kendini bu devre ait hissetmiyor.

Ama yine de insanın içinde küçücük de olsa bir iyi kalma çabası var. Çünkü bazı insanlar kalplerine tek bir siyah leke bile düşsün istemiyor. O lekenin zamanla büyüyeceÄŸini biliyorlar. Önce bir harf, sonra bir kelime, sonra koca bir karanlık oluyor çünkü. İnsan artık karanlıklara boÄŸulmak istemiyor. Öznesini bazen kaybetmek istemez insan…

Belki de bu yüzden biraz mola vermek gerekiyor. İnsan ruhu yoruluyor. Dostluklardan, yanlış anlaşılmalardan, sevgisizlikten, insan iliÅŸkilerinin kaosundan yoruluyor. Sonra “Ne gereÄŸi var?” diye düşünmeye baÅŸlıyor. Bazen düşünmek insan için büyük bir hastalıkmış. İnsan bunu görüyor ve yaşıyor zamanla. İçinde bulunduÄŸu durumlar, hassas ruhuna çok ağır gelebiliyor. Bir kelime insanı karanlığa, ışıksızlığa itmeye yetiyormuÅŸ. Hassas insanları üzmeyin, kırılganlıklarını yüzüne vurmayın. Her ÅŸeye kırılıyorsun demeyin en baÅŸta. Onu öyle kabul edin. Kırılması en azından kötülük etmek istemediÄŸindendir. Bunu öyle bilin. Kibirli olmak, intikam almak istemediÄŸindendir. Ama günümüzde bu acizlik, mızmızlık gibi anlaşılıyor. Basit insanlar gibi görülüyoruz. Toplumun getirdiÄŸi bu düzen bizleri daha da yoruyor. Alay konusu oluyoruz çoÄŸu zaman. Özellikle ego kasmak isteyenlerin iÅŸine geliyor bu durum. Öyle kiÅŸiler de var deÄŸil mi hâlâ hayatınızda? Ama size bir ÅŸey söyleyeyim mi? En güçlüsü biziz. Çünkü elimizde türlü türlü kozlar oluÅŸabilecekken bunları kötüye kullanmıyoruz. Bazen ince düşündüğümüz için sıktığımız, boÄŸduÄŸumuz oluyordur elbette. İnsan bazen bir ÅŸeyin düzelmesi için ya da iyi olması için çok çabaladığında ters etkiyle karşılaÅŸabilir. Onun haricinde kin yok, nefret yok, çıkar yok. Sanırım bu tip duygularla karşılık veren insanlar daha iyi görünüyor. Anlamdım ben, deÄŸiÅŸik sanırım. Bir haller oldu bize. Devirin nereye yıkıldığını kestiremiyorum artık. Bu yüzden bizler de susma yolunu tercih ediyoruz çoÄŸunlukla. Artık ÅŸu kısıtlı zamanın toksiklikleriyle uÄŸraÅŸmak istemiyoruz. İçimize çekilip sessizce yaÅŸamaya çalışıyoruz. Eskiden yeni insanlarla tanışmak için heyecanlanırken ÅŸimdi kimse gelmesin diye saÄŸa sola bakınıyoruz. Çünkü artık öyle bir toplum oluÅŸtu ki kafamızda önce dilini bilmek istiyoruz. Oysa insan önce samimiyetle gelmeliydi…

İnsanlar neden birbirini bu kadar yoruyor bilmiyorum. Ama artık merak etmiyorum da. Bazı ÅŸeyleri pas geçmeyi öğreniyorum. Çünkü susmak bazen gerçekten çok güzel bir ÅŸey. Özellikle de anlatamayacağını bildiÄŸin yerlerde… Çünkü konuÅŸmanın israf olacağını hissettiÄŸin an o sohbetten bir keyif alamayacağını hissediyorsun. Artık bu seziyi öğrendik. Zaman hibe olmasını beklemek yerine, olabilir haklısın deyip geçmeyi bazen doÄŸru buluyoruz. Aslında öyle deÄŸil demenin yorgunluÄŸunu gözümüzün önüne getirdiÄŸimizde bundan kaçınıyoruz iÅŸte. İnsan biraz da olsun nefes almak istiyor. Gerekli olduÄŸunda kaçarak.

Bu yazınında teması yorulmak. Kelimelerle gelen yorgunluklar, cümlelerle gelen ağırlıklar. Biraz kaçış yazısı bu sözlerinin nereye gideceÄŸini bilmeden söyleyenlerden. Kırmanın pik yaptığı, incitmenin alay konusu olduÄŸu bir ortamdan uzaklaÅŸmak. Herkes insan ve herkes bir gün ölecek. Umarım ölmeden farkına varırlar, hassas insanların da var olduÄŸunu…

Umudum; Belki bir gün hepimiz biraz dinlenmiş oluruz. Belki bir gün insanlar birbirinin ruhuna daha dikkatli yaklaşır. Belki bir gün incelik yeniden değer görür.

O güne kadar kendinize iyi bakın. Kalbinize iyi davranın. Yorulmadığınız, kırılmadığınız ve kendinizi ait hissedebildiğiniz bir hayatınız olsun.

Esenlikler…





 

25 Ocak 2026 Pazar

İnsanın U Hâli

Ocak 25, 2026 2 Comments

Bir gün hiç ummadığın biriymiÅŸ gibi göreceksin kendini. Korkacaksın biraz. Farklılıklar tedirgin edecek seni. Bundan önce kim olduÄŸunu, ne olduÄŸunu bile unutacaksın. İşte böyle baÅŸlayacak bambaÅŸka bir yol, bambaÅŸka bir devÅŸirme yaÅŸam. “Olan” diye baÅŸlıyorsun bazen cümleye. OlaÄŸan ÅŸeylerin içinde kayboluyorsun uzunca bir süre. Yalın ayak yürüdüğün olaylar seni daha da üşütüyor hayatın içinde. Yapın deÄŸiÅŸiyor. Yıllarca oluÅŸturduÄŸun ve sana hizmet ettiÄŸini düşündüğün içindeki yapı, bazı durumlarda bir anda dağılıyor. Hiç farkına bile varmıyorsun. Sonra “Ne oldu bana?” sorusunu sormaya baÅŸlıyorsun. Artık fark etmediÄŸin o olay, senin canını yakmaya baÅŸlıyor. Alttan aldığın, “nasılsa bir ÅŸey olmaz” diye bastırdığın ÅŸeyler seni yok etmeye baÅŸlıyor. İnsan böyle böyle hiç istemediÄŸi bir insan olup çıkıveriyor. Önce tavırları, sonra kelimeleri ve kurduÄŸu cümleler deÄŸiÅŸiyor. Artık hassas biri olmuyor. Duygusal olarak yaklaÅŸtığı mevzuların kendisine birer yara olarak döndüğünü görünce daha akılcı davranmaya baÅŸlıyor. Hayatın içinde taşıyacağı bir perde var oluyor. Kendisine yük olsa da dışarıdan koruyacağını düşünüyor. Eve bazı karşılaÅŸtığı olayları görmezden geliyor ve devam ediyor. Zamanla bu bir alışkanlık hâline gelip, duyarsızlık dediÄŸimiz; aslında kendini koruma amaçlı bir davranış meydana geliyor. Çünkü hassas biri olmak, acımasız biri olmaktan daha fazla acıtıyor. Bir coÄŸrafyanın, bir duygu bombardımanının getirebileceÄŸi en korkunç insan hâline dönüşüyor. Bomba gibi tehlikeli duygulara sahip ve yüklü davranışlar meydana geliyor. “Aslında böyle yapmazdım ama mecburdum.” cümlesi kurulmaya baÅŸlıyor. İnsan, daha önceleri garipsediÄŸi ÅŸeylerin tam ortasında buluyor kendini. Belki de hayat denilen müessesenin farklı farklı dönemlerinden biri de bu. Hiç yanından bile geçmek istemeyeceÄŸin ÅŸeyleri öğrenmekle geçiyor bazı zamanlar. KaybolmuÅŸ dönemler diye adlandırdığın bir boÅŸluk oluyor. İnsanca yaÅŸayayım derken, insanlığın arka sokaklarında yaÅŸamaya baÅŸlıyorsun. Bir tedirginlik, bir halsizlik seni bu duygulara itiyor. Blade’in o gündüz yürüyen modu gibi… Güzel bir filmdir, tavsiye ederim. İşte böyle olaÄŸan dışı durumlarda nerede ne olacağını, istemeyerek de olsa öğrenmek durumunda kalıyorsun. Ruhunda beliren ıstırap kimi zaman acımasız bir davranışa, kimi zaman aÄŸlak bir insana dönüşüyor. Bulutların kırıp yere düşürdüğü damlalar gibi hissedersin. Ayakların yere basıyorken düşmenin korkusunu yaÅŸarsın… Böyle gelgitleri yüksek olan bir toplumda sabit olmak çok zor deÄŸil mi? Yapılan algıların, nereye gittiÄŸini kestirdiÄŸin bir aracın üzüntüsünü yaÅŸarsın. “Olmasın lütfen.” dersin sadece. Faydası olur mu?

Vardiyalı duygular oluÅŸmaya baÅŸlar insanda. Artık robotlaÅŸmış davranışları ve bazı olaylara karşı refleks olarak verdiÄŸi yanıtlar belirir. Günümüzü düşünürsek ve maruz kaldığımız somut ya da soyut tüm bileÅŸenlere bakarsak, artık bu normalmiÅŸ gibi geliyor. İnsan v2 denilebilecek bir tepki mekanizmasını öğreniyor. Boyutlar deÄŸiÅŸiyor, limitlerin kısalıyor ve sesin yükseliyor. Otomatik yanıtların çağı gibi geliyor bu zaman bana. İnsanlar aynı telesekretermiÅŸ gibi yalın yanıtlar vererek iletiÅŸim kuruyor. Sadece üzerlerinde “Bu bir otomatik mesajdır.” ibaresi yer almıyor. Mecbur kalınan bir iletiÅŸim oldukça yorar insanı. Olur ki bu etkileÅŸim insanın kendisiyle bile olabilir. Bir ÅŸeyler söylenir ve insan içinden çıkamaz hâle gelir. Basit gibi görünen bir kelime ya da cümle, bir baÅŸkası için aÄŸrı dağı hükmündedir. Böyle dikkatsizliklerle dolu bir dönüşüm çağında insanlar giderek bu tür varlıklara döner. Umursamazca konuÅŸmanın unutulmazlığı alıp başını gider. Eskilerdeki gibi incecik düşüncelerle dolu varlıklar birer birer silinip gider. İnsan bu davranışı kendine dair bir politika hâline getirir. “YaÅŸattıklarını yaÅŸatacağım.” mantalitesi giderek daha da popüler hâle gelir. Önce kelimeler yozlaşır, sonra insan, sonra da bir toplum. Yayılan bu kötülüğün içinde de insanca yaÅŸamaya çalışan ufak bir azınlık kalır. Her ÅŸey zıttıyla açığa çıksa da bu kötü ağızlılık o kadar yoÄŸundur ki, zıttı olan ÅŸeyler bile görünmez hâle gelir. İnsan tüm olanların ışığında epeyce kararır ve yorulur. Uymadığı bir dile, uyamadığı bir hayata soyut kalır. Bazen öyle gizli kalmak daha iyi deÄŸil mi? Edebiyatımızın ve dil bilgimizin en güzel tanımıdır “gizli özne”. Ben kullanmayı severim ve felsefi olarak baÅŸka bir boyut olduÄŸunu düşünürüm her zaman. Fark edilmemiÅŸ bir hazinedir benim için. İstediÄŸi zaman var olur, istemediÄŸi zaman görünmeyebilir. Sadece fark etmeyi seçen tarafından belirir. Belki de günümüz insanının takındığı tavır, gizli de olsa budur. Kimileri ise sürekli paylaşım yaparak var eder kendini. Zihni yolculuklarını “ben buradayım, ben ÅŸuradayım” ile ispatlamaya çalışır. Her paylaşımda parça parça dağıtır kendisinde olan bir ÅŸeyleri. Bir ÅŸeyleri anlatmak için binlerce görsel, yer ve mekân paylaşır aslında. Her paylaşım bir duygu birikiminin dışa vurumu deÄŸil midir? İnsan da fay hatları gibi, kendi içindekileri sızdıran bir varlık deÄŸil midir? İşte böyle gizli, kapalı birçok insan tipi vardır. Kimimizin yakınında, kimimizin sosyal hesaplarında vardır ve muhtemelen her gün dolaylı da olsa karşılaşırız. Kimimiz içten içe eleÅŸtirir, kimimiz onun gibi davranırız. İnsan hikâyesel bir varlık olduÄŸu için ya bir aidiyet oluÅŸturur ya da yargılamayı seçer. Bir temel arayan da olur, o temeli kafasında inÅŸa edip konuÅŸan da. Ya anlayan? Kaç kiÅŸi çıkar? Kaç kiÅŸi deÄŸerini baÅŸkasının paylaşımıyla ölçer? İnsan biraz da varlığının hissedilmesini istemez mi? BaÅŸka bir kalıba bürünse bile, var olduÄŸunu hissedenlerle daha iyi geçinmez mi? İşte bu da bir kelimeden, bir görselden çıkan insanın bambaÅŸka hâli. Yorum sizin…

Tüm olmuÅŸların ışığını kapatmak gerek bazen. Yeniye dair bir ÅŸeyler söylemek ya da çizmek istiyorsan. Olmamış gibi davranmak aptallık olur. OlduÄŸunda içinde düşmek ise saçmalık. Fark etme yetisi bu yüzden inanılmaz bir önem arz ediyor. Ve bir miktar soruyla baÅŸlıyor baÅŸlangıçlar. Düşmek kolaydır ya da takılmak. Bunun için gündelik hayatta birçok olay yaÅŸanıyor. Birçok haber küpürü meydana geliyor. Artık üçüncü sayfa haberleri giderek artıyor. Ve en korkuncu, bu haberlerin yaşı da giderek küçülüyor. BireyselliÄŸin getirdiÄŸi bu aciz tutum tüm toplumu etkiliyor. Üzüntülerle boÄŸan bir insan da artık o ışık denilen umudu yitiriyor. “Dur.” demenin artık fayda etmediÄŸi bir toplum, bir dünya hâline geliyoruz. KonuÅŸmanın önem arz etmediÄŸi, söylemenin duyulmadığı, çıkarına göre yapılan müsabakaların, arkadan çevrilen iÅŸlerin öncelik olduÄŸu zamanlara geldik. Kâr amacı gütmeyen kuruluÅŸların artık sadece bir reklam hâline geldiÄŸini görüyoruz. Pespaye insanların rahatlıkla ortada gezdiÄŸi, sokak lambalarının artık fayda etmediÄŸi büyük, karanlık bir sokak burası. Bazılarımız için bir merhabanın bile bin kez düşünüldüğü hâle gelirken, bir baÅŸkası için ulu orta sövmek, kırmak çok basit hâle geldi. İnce insan giderek incelirken, kalın insanlar giderek daha da kalınlaÅŸtı. Ortası yok artık bu toplumun ya da insanlığın. Yüzlerce yıl önce insanlığa yapılan alarm, söylenen hatta yazılan onca kitap kifayetsiz ve manasız kaldı. Okuma güdüsü olmayan insanların kan ile yazmayı öğrendiÄŸi acayip, korkunç bir çaÄŸ oldu. İnsan odaklı bir gündem yerine, bir baÅŸkasının uçkuruna düşkün olduÄŸu haberler manÅŸet yapıldı. Sessiz kalınmaması gereken konular böyle böyle örtüldü. Kaç kiÅŸi kaldık ya da kaç kiÅŸi kalacağız bilmiyorum. Ama insanların yorulduklarını görebiliyorum. Bunun için birazcık kalabalık bir ortamda yürümeniz ya da toplu taşıma kullanmanız yeterli. Yıllarca insana dair parıldayan nesneleri ve içindeki kaosun dindirilebilirliÄŸini yazdım. Fakat ben de yoruldum. Belki ilk defa insana dair umutsuz bir yazı yazıyorum. Toplumsal algının felaketine belki de ilk kez maÄŸlup oluyorum. EzilebilirliÄŸin ilk defa bu kadar kolay olduÄŸunu görmek, içinde ukde kadar insanlık olanların içini paramparça etti diye düşünüyorum. İnsan kalmak artık belki de en büyük unvanımız, korumamız gereken. Makam ve mevkilerin bu kadar boÅŸaltılmış olduÄŸunu görmek, faal olan eylemlerin sadece bireysellikten öteye gitmediÄŸini sezmek bir o kadar acı ve bir o kadar utanç verici. Onca ÅŸey okuyup yazmak bile tek bir olayı anlatmaya yetmeyebiliyormuÅŸ. Bu dönemde ilk defa gördüm ve yaÅŸadım. O kadar yobaz ve iÄŸrenç olaylar oluyor ki, insanın yaÅŸamdan imtina ettiÄŸi ÅŸeyler giderek artıyor. Artık insan adına utanmak da fayda etmiyor. Bu nedenlerden ötürü, en baÅŸta dediÄŸim gibi, kimisi onlar gibi olup o tarafa geçiyor, kimisi ise bir gard bulup o ÅŸekilde hayatına devam etmeye çalışıyor. Hakikati bozulan toplumlarda insanca yaÅŸamaya çalışmak, okyanusun dibinden çıkmaya çalışmak kadar zor. Artık atmosfer koca bir kara delik. İnsanlık onun içinde kaybolup duruyor. Bir insanın inisiyatifi bir canı yok edip birini sefalar içinde bırakabiliyor. Bir sesi var edip, diÄŸer tüm sesleri kısabiliyor. Artık dünya koca bir insan pazarı. Özgürce yaÅŸaması gereken insanoÄŸlu, artık bir baÅŸkasının seçimleriyle baÅŸ etmeye çalışıyor. YeÅŸil Yol’daki John Coffey’in dediÄŸi gibi: “Ben yoruldum patron.” diyen insanların sayısı giderek artıyor. Bu yüzden bu aralar soyutlanmak isteyen onlarca insan görüyorum; ya da susmayı ve sessiz adımlarla ilerlemeyi tercih eden. Aslında her ÅŸey birazcık tebessüm edip yaÅŸamak için. Haksızlar mı? Haksız olarak görenler çıkacak elbette. Daha fazlasını isteyen insanlar da olacak. Minik bir sevince bile ihtiyacımız olduÄŸunu bilmeyecekler. “Daha çok” diyecekler. Görmenin kıymetini bilmeden daha fazla sömürüp daha da fazla ben ben ben diyecekler. İronik deÄŸil mi? Bireysel bir düşüncenin, belki de toplumsal eziyetlere sebebiyet vereceÄŸini düşünmeyecekler. Bencillikle mücadele ediyoruz bir de. Sırf paye edinmek için bazılarının salyalarını yalayanlar var bir de. Etkisi çokça ağır olan… Ya sizce? BaÅŸka neler var dile gelmeyen fakat bizzat gördüğünüz?

Sonlara gelecek olursak, tanık olmanın bazen sanık olmaktan daha olumsuz ÅŸartlara baÄŸlı olduÄŸunu görüyorum. Takınılan tavırların artık samimiyetsiz olduÄŸunu görmek, sözün nereye gideceÄŸini bilmeden söylemek, teselli etmek adına acıya daha fazla acı eklemek ve cabası… İnsan, insanın dile getiremediÄŸi anlamı olmalı bazen. Gerçekten sahici bir görme biçimine ait olmalı. Yaralanacağız elbette ama bu, insanların hoÅŸuna giden bir ÅŸey olmamalı. DeÄŸiÅŸim ve deÄŸiÅŸtirme arzusu kötülükten arınmalı. Torpil artık sadece boÅŸ alanlarda eÄŸlenmek için patlatılmalı… Tıpkı çocukluÄŸumuzda ve eski zamanlarda olduÄŸu gibi. Verilen onca çaba, sarf edilen onca zamanın çöp olduÄŸunu görmek ve bunun için aÄŸlayarak teselli bulmaya çalışmak… Hayat bazen gerçekten çok zor. Ve kendini teselli etmeye çalışmak daha da zor. Yapay bir toplum siluetinin içinde kalmak da cabası. İnsan artık güven algısını giderek yitiriyor. Çevre dediÄŸimiz faktör giderek kendini yitiriyor. Kaldı ki insan bazen kendinde bile kendini bulamıyor. Öyle bir yaÅŸam, öyle bir kayıplık. Bazen kendine bile denk gelemiyorsun. Kendi tencerene kendi kapağın bile uyumsuz geliyor. İşte bu da sanırım insanın “U” hâli. Derinlerde bir yerde kendine denk gelme isteÄŸi. İnsanı oyalayacak tüm kalıplardan çıkaracak tek ÅŸey, belki de saf bir gülme hâli. O da olur mu? Muallak. Bu bendeki bir bırakmış mı? Bilmiyorum. Fakat çokça yorulduÄŸumu hissediyorum. Belki de ilk defa bir yazımın içine umutsuz tatlar ekliyorum. Ben en çok yanılmak istiyorum. Sizlerden birazcık müsaade arz ediyorum. SessizliÄŸin senfonisinde azıcık vakit geçirmek istiyorum. Åžarkılarla oyalanmak, dizilerle kendimi avutup kandırmak istiyorum. BürünebileceÄŸim bir surette yeniden görüşmek üzere… Kendinize iyi, kalbinize cici bakın. Esen kalın…








10 AÄŸustos 2025 Pazar

VEDANIN VEBASI

AÄŸustos 10, 2025 0 Comments

Hangi kelimeden söze başlayacağını ve hangi nefesten yaşama devam edeceğini bazen bilemez insan; hayata nereden başlayacağını bilemediği gibi. Dönüp dolaşır, hem kendini kaybeder hem de kendine dair bir şeyleri. İzsiz bir yaşam sürmeye başlar... Duyduklarının artık hiçbir anlam ifade etmediğini fark eder. Şaşırır, kalır ve zaman geçmeye devam eder. Sen de yaşadın mı bu hissi, Füreya? Dönüşüm diye adlandırılıp basite indirgenmeye çalışılsa da, bu bambaşka bir mevzudur. Ayırt etmek, en güç hâle gelen eylem olur. Hayat, dönemsel olarak çoktan seçmeli bir ders gibi oluverir. Bazen oldurmaya çalıştıkça daha da bozulur. Denge denilen sistemi bir türlü oturtamaz. Bu vebaya tek bir çare düşünür: Veda.

Veda denilecek ne çok ÅŸey varmış oysa; belirsizlik ve “belki” adlı coÄŸrafyalarda. İnsan tek başına bir coÄŸrafyadır aslında; yaÅŸadıklarıyla, hissettikleriyle, düşündükleriyle ve daha birçok yönüyle... İşte oralarda, yenilendiÄŸini sandıkça gizlice sızıp gelirmiÅŸ peÅŸinden birçok ÅŸey. Sonunda anlaşılır ki yenmek, her zaman yenilenmek olmuyor. Kalan takatinle yardım edeyim desen, pencereden gelen bir ses “Oluru imkânsız, oldurması lüzumsuz,” der ve perdeyi indiriverir. İnsan kalakalır. ÇeliÅŸkilerle dolar giderek, insan denen coÄŸrafya...

Birçok ÅŸeyi geride bırakmak ister. Tüm olanları unutmak ve uçmak. Uçarken, gökyüzünün en güzel yerlerinde hiç beklenmedik bir yerinden vuruluverir. Kimisi attı taşını, kimisi attı çakıllarını, kimisi ise attı tüm çamurlarını... Sonra insan küser uçmaya. “Ne yaparsam yapayım olmayacak,” düşüncesi tüm ruhunu ele geçirir. O zamandan beridir birçoÄŸumuz, düştüğü yerden kalkamaz olduk. Åžimdi biz mi suçluyuz? Akışa bırakmaya çalıştığımız yola bariyer koyanların hiç mi suçu yok? Ruhun böyle deÄŸiÅŸken bir hâl almasının müsebbiplerinin, endiÅŸe yüklü bir vagon hâline gelmemizin hiç mi cezası yok? Olan bazen sadece insana olur. İnsan, tüm bu çeliÅŸkilerin ortasında kendini iyileÅŸtirmeye; en azından gülmek için çaba gösterirken, bir olay, bir kelime, bir ateÅŸ bu çabayı bir anda yerle bir eder. Olmamış gibi davranıp hayatına gamsızca devam eden insanlar, sanırım büyük bir lükse sahiptir. En azından yaÅŸamları güçleÅŸmez... İnsan bu tür olayları absorbe etmek ister, Füreya. Beni anlıyor musun?

Kendimize yük etmemek daha elzem gelir. Hayat denilen bu rüya, temaÅŸaya indirgenince güzel görünür. Son olarak: İyiye yormak, bazı ÅŸeylerden daha fazla kazandırır; en baÅŸta da kendini. Çünkü her seferinde bir kötülüğe takılıp düşmekten, doÄŸru düzgün ayaÄŸa kalkıp etrafa bakamadık. Hani derler ya, “Başı hep kalabalık.” Ha iÅŸte, başımız hep kalabalık garip olaylarla ve kötü duygularla. Ve yaÅŸam kadar kısıtlı deÄŸildir bu olaylar ve insanlar... Bazen, yenilenmemenin bu tür olaylar için olmasını çok isterdim. Mutlu diye adlandırılan insanların safında olmayı isterdim. İnsanın, kendi evinin bir huzur olmasını isterdim. Çok mu ÅŸey istedim? Sancılar devam etti, o saf hiç bizi arasına katmadı ve ev zifiri bir karanlığa büründü. İşin en acıtıcı yanı ise bunları bile bile yaÅŸamaya devam etmek ve hâlâ o eve girip çıkmaya mecbur hissetmek... Artık “dur” demeye takatimiz bile kalmadı oysa. Yaşıyoruz ama nasıl? Hangi sancıyla, hangi acıyla? Gerçekten var olmak bu mu? Yoksa sadece bir kopya mıyız? İnsan düşündükçe çıkamıyor bu sorulardan ve o çeliÅŸkili hâl devam ediyor. Çünkü bazen yapacak bir ÅŸey kalmıyor. Sonra soruyorum kendime: Kaldığım acı, durduÄŸum yere yakın mı? Ya da farklı bir söylemle; gittiÄŸim mutluluk gökyüzünde durdu mu? Bu sorunun cevabının “evet” olması bile insanı daha çok üzüyor. Ama iÅŸte bu ikilemle baÅŸlar bazı yolculuklar, biliyorum. Sadece kalan son gücümle denemek istiyorum...

“Ruha takınca hayatı, zihne tıkınca gökyüzünü kaçırıyor insan. Aksi durumda ise daha ÅŸeffaf bir yol oluyor.” Yıllar önce yazmıştım bunu. Åžimdi daha da fazla anlam kazanıyor gözümde. Åžimdilerde ise bir ÅŸeyleri bir yerlere takmak yerine, serbest bırakmanın daha da iyi geldiÄŸini görüyorum. En azından yaÅŸamayı bir nebze olsun kolaylaÅŸtırıyor. İstemsizce bile olsa, içinde bulunduÄŸun onca hengâme ruhunu zedeliyor. Ve gri bir coÄŸrafyada zedelenmiÅŸ bir ruhla yaÅŸamak, denizin içinde soluksuz kalan bir balık gibi hissettiriyor. Çırpınıyor, mücadele ediyor; sadece bir nefeslik kalmak için... İşte böyle bir farkındalık ve böyle bir yaÅŸam serüveni, insanı giderek daha da yoruyor. Bir pencere kenarına oturup sadece kahvesini keyifle yudumlamak istiyor. GösteriÅŸ budalası olmak için deÄŸil; sadece kendi içinde, kendiyle barışık olmak için. Biraz da saÄŸ cebinden çıkarıp tebessümü bulmak için... Susma, konuÅŸsana Füreya! Bir ÅŸeyler söylesene. Yanlış mıyım, haksız mıyım, yoksa hatalı mı? İçtiÄŸimiz kahvenin zifiriliÄŸi gibi bir hayat yaÅŸamıyor muyuz? 80 yaşında hâlâ çalışmak zorunda kalan, köşe başındaki kulübesinde oturan kunduracı İsmet Amca gibi yorgun hissetmiyor muyuz? Öfkem ve tantanam, sadece insan kalabilmek için, Füreya. Onca ÅŸeye raÄŸmen kendimi kaybetmemek için. Sen de burada yaşıyorsun. Her gün sokaÄŸa çıkıyorsun. Çehreleri, hatta sezgisel bir insan olarak ruhları da görmüyor musun? Görüyorsun... İçten içe sen de hüzünle kaplanıyorsun. Ne yapayım yani? Necla Abla gibi, balkonuna serçe konduÄŸu için mi sevineyim? Ben sokaÄŸa çıktığımda gülen çocukları görmek istiyorum, Füreya. Sessizce çığlık atan insanları deÄŸil. Ya da tedirginlikle yürüyen ablaları deÄŸil. Artık evlerine huzurla giren insanlar görmek istiyorum. Serçe gelir konar da, insan artık kendi evine bile konamıyor, Füreya...

Füreya, senin hiç hislerinle boÄŸuÅŸtuÄŸun oldu mu? Sana sevdiklerini söyleyip, bir hareketinle seni örseleyen; ellerinden gelse seni sınır dışı edecek bir çevren oldu mu? Olmadı mı? Benim oldu. Gel, ÅŸu köşede bir kahve içip anlatayım sana. Böyle insanlar seni gerçekten sevmemiÅŸtir, deÄŸil mi? DoÄŸru söyledin. Ama insan, ertesi günün ne olacağını, ne duyacağını bilemiyor ki, Füreya. DeÄŸiÅŸim derken, inan, beklentim bu deÄŸildi. Bu dönemin bu kadar çekememezlik, kin, nefret ve hasetle dolu olduÄŸunu bilmiyordum. Bir an, kendi ütopyamda yaşıyormuÅŸum gibi düşündüm. Bir karar alırsın; kimisi yanlış olduÄŸunu, kimisi ise yapıcı bir ÅŸeyler söyler deÄŸil mi? Yani, olması gereken budur doÄŸal olarak. Ben bir karar aldığımda, reddedildim Füreya. Bir anda “yapamazsın” diyenlerle doldu etrafım. Kimileri hiçbir ÅŸey demedi, sessizce yok oldu. Onları da es geçmeyeyim ÅŸimdi. Her zaman arayanlar, bir anda aramamaya baÅŸladı. Böylelikle insanların farklı bir boyutunu da görmüş oldum. Sen öyle olma hiç, Füreya. İnsanlara, aldıkları kararların olumlu ya da olumsuz yanlarını söyle; ama dışlama. Geçici bir dünya üzerinde, bir insanın ruhunda kalıcı izler bırakma. İşte olay tam olarak bu: Hayatınla ilgili radikal bir karar alırsın ve tüm çevren “püff” olur, kaybolur. Belki de hayat, sıfırdan baÅŸlaman için böyle bir karar almana ortak olmuÅŸtur. Kim bilir... Bildiklerinden ve hissettiklerinden ÅŸaÅŸma hiç, Füreya.

Bazen bir şeyleri yanlış anlaşılmamalıyım, doğru betimlemeliyim, çok dikkatli olmalıyım ve ne olursa olsun diye ikna etme çabası insanı yoruyor. İnsan sadece kolayca anlaşılmak istiyor. Söylemeye çalıştığı şeylerin hemen kavranmasını bekliyor. Söylemek istemeyeceği durumların arasında sıkışıp kalmak ve yorulmak istemiyor. Onca yorucu duygunun arasında, bir de bunun yük gibi kalmasını kaldıramıyor. Fakat bu tür durumlarda insan en çok kendine yük oluyor. İnce söylemenin zararlarını misliyle yaşıyor... Var mı hâlâ, yormadan anlayan bir tutam insan? İnsan, en çok destek görmekten ziyade anlaşılmayı bekliyor. Günümüzde bir uğraşı da bu işte: Anlaşılmak. Yormadan konuşabileceği birini bulmak. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar gibi, kâr amacı gütmeyen insanların da var olduğunu görmek istiyor. Konuşmanın ve anlaşılmanın da bir emekleme dönemi olduğunu anlıyor insan zaman geçtikçe. Yaşını değil, yaşamı ve kelimeleri seçmeye başlıyor. İnceliğini, ince bir yol üstünde kırıyor ve kaybediyor. İşte bu da bir acımasızlık örneği, Füreya. Bir insanın aciz kırılışı...

Ve insan: Kelimeleri bir araya gelip cümlenin vagonlarına dizilirken, gelecekte anlam vereceÄŸi yola çıkmadan önce ya da zihninden dökülmeden önce tartıya çıkıyorken, hangisi daha ağır basar? Hangisi daha fazla hâl olur? Ve hangisi, belki kendine düşman anlamını verir? Ama o tartı ne kadar yüklenirse yüklensin, metruk kelimeler yerinde duramaz. Anlamlar bir anda fütursuzca hareket eder ve karşılıklı geçmeye alışkın olduÄŸun asıl kendin, kendini bile geçemez bir türlü. Bazen kendi duvarın bile, kendine dair en güçlü cümlenden daha kalındır. Kendine olan bağırışını kendin bile duyamazsın. Desen ya, “Hayır, bu virgülden sonrası hiçbir kelimede buna asla inanmazsın.” İşte ÅŸu anda yapman gereken eylem, belki de bir ayna somutluÄŸuna bürünmektir. Her cahil tavrına raÄŸmen yansımasını, üstelemeyi ve zorlamayı bırakarak, olduÄŸun ve sen olduÄŸun gibi bir merciye gitmek. Oysa görülen, edilen, anlam verilen asla yitip gitmez; kâhinin keyifle kestirdiÄŸi dildeki “yok” kelimesi gibi... Çünkü fark edilirse deÄŸiÅŸir, edilmezse zaten yolunu bulmuÅŸtur. DeÄŸiÅŸim varsa ÅŸayet, bu ancak farkındalıkla mümkün olur. Birine bir ÅŸeyleri göstermek için çırpınmak, bazen yalnızca kendini yıpratmakla sonuçlanır. Oysa o zaman aşımında, kendine bile ısrar etmeden, kimseyi zorlamadan, belki bir arafta bir ışık sızar içine ve o zaman "anlam" kelimesi kaçınılmaz olur. Hayatın bir ÅŸeyleri bildiÄŸi bilinir. İnsan da bu bildiÄŸinden kaçınır bazen. Riaya atlar, görmeyi kapatır, duymak istemez, doÄŸruluÄŸunu bile bile görmezden gelir. Oysa bazen görmek istememek, fark etmemekten daha ağırdır. Ve insan, en çok da sakındığı, en fazla ziyan ettiÄŸi ÅŸeyle sınanır. Kendini inkârının peÅŸinde sürüklenirken, farkında olmadan kaybolur. Belki de bazı ÅŸeylerin önünü açmanın en uygun yolu, ÅŸartları kabullenmektir. Ve “Ne yapabilirim?” diye kendine sormaktır. William Shakespeare'in Kral Lear kitabında çok anlamlı ve ders niteliÄŸinde bir söz geçer: “Bir kurtarıcı arıyoruz; kurtarıcı biziz, kurtuluÅŸ ellerimizdeyken.” Her ÅŸeyi çözemeyiz ve çözüm sebebi olamayız elbette. Gücümüz kısıtlı; bunu en faydalı ÅŸekilde kullanmamız gerekiyor. Kırmadan ve kırılmadan, uygun bir dengeyi artılarıyla eksileriyle düşünüp yaÅŸanabilir bir zemin hazırlamak... Çünkü gün içinde fevri bir ton ÅŸeyle karşılaÅŸacağız. DeÄŸiÅŸik onlarca duyguya “merhaba” diyeceÄŸiz. Bu bazen istemli, bazen istemsiz olacak... Ama olacak. Her gün yeni bir sayfa açıp yazmak gibi. Ne ile doldurursak, aslında biraz da oyuz. Biraz durup olanı kabullenip olacaÄŸa bakmak gerek. Çünkü geçen zaman deÄŸil, gelecek zamandır aslolan...

İşte Füreya, gelgitli bir coğrafyanın gitgelli, ince bir insanın öyküsü bu. Kimi zaman acıyla dolu, kimi zaman bir tebessüme muhtaç olan... Kritik bir eşiği geçmek için adım atmaktan çekinmeyen fakat bir görsel gördüğünde korkan bir insanın anatomisi... İçinde de kendinizi bulabileceğiniz, belki de farklı bir yönünüzü keşfedebileceğiniz ufak bir anekdot. Kendiniz olun; en çok da kendinize...

Esen kalın.




26 Ocak 2024 Cuma

DEFOSUZ BİR HAYAT ?

Ocak 26, 2024 38 Comments

    Giden ve gelen her ÅŸeye ithafen..

     Bir hayatı ne kadar basite alabiliriz? Ya da böyle bir ÅŸey mümkün mü? Böylesi kuÅŸkusuz daha kolay ve atlatılabilir olarak düşünebiliriz. Çünkü " basit " kelimesi bize onu çaÄŸrıştırır. Halbuki Hayat dediÄŸimiz bize kısa gelen o uzun yol basit kelimesine büründüğünde anlamını kaybeder. Hayat bir amaca talip olunmadığında sırıtır. Saatler geçmez, zamanlar çekilmez hale gelir. Bir yolu olmalı diye düşündüğümüz bütün fikirler hayatımızın geri kalanının bir bölümünü oluÅŸturulabilir, mümkün kılınabilir, zor-basit iliÅŸkisinin neden bunca yıl tartışıldığına dair bir cevap olabilir. Tüm evrenin bir amacı olduÄŸu görünür tüm bilim ve ötesi mercilerde. Ya insan da ? Çelimsiz bir varlık olarak geliyoruz. Etrafımızın ÅŸekillerini alıp, dillerini taklit ediyoruz. O zamanlardan baÅŸlıyor aslında amaçlarımız. Yeme, içme.. En önemlisi de yürüme amacı. Düşüp kalkmanın ne büyük bir buluÅŸ olduÄŸunu çoÄŸu zaman unutuyoruz. Çünkü yapabiliyoruz. Tıpkı geçen pandemi zamanında " dışarı istediÄŸimiz zaman çıkıp kahve içmenin, bir mekanda oturmanın ne denli kıymetli olduÄŸunu anlamamız gibi".  1 " Neyi, nasıl bilebiliyoruz? Nereden geldi, nereye gidiyor? Bir baÅŸlangıcı var mı, varsa ondan önce ne oldu ? " diye soruyor S. Hawking " Zamanın Kısa Tarihi " isimli kitabında. Bu sorular hayatımızı sorgulamak içinde geçerli kuÅŸkusuz. Kendimizi, davranışlarımızı nasıl bilebiliyoruz? Tepkilerimizi anlık duygular mı, yoksa önceden yaÅŸamış olduÄŸumuz bir olay mı cevaplıyor ? Bundan önce ne yaptık, bundan sonra ne yapacağız ? Bütün bu soruların cevapları kendi tavrımızın ÅŸu anki ortalamasını oluÅŸturuyor. 

   Biz sadece ÅŸu anız. Gelecek veya geçmiÅŸ deÄŸil.. Ancak bilinen tek bir ÅŸey var. O da geleceÄŸin deÄŸiÅŸebileceÄŸi. Bir çok yapıtta bunun mümkün olduÄŸunu görmüşsünüzdür. Ama bu o kadar da kolay olmasa gerek. EÄŸer olsaydı, bunca ÅŸikayet edip yakınan insanın kendini deÄŸiÅŸtirmesi gerekirdi. Atalet davranışı da tam burada belirginlik gösteriyor. Biz ÅŸikayet ettiklerimizden ibaretiz biraz. DeÄŸiÅŸim bir saniye ile baÅŸlar. Israr edersek bir ömür sürer. Konu baÅŸlığına indirecek olursak eÄŸer Basit; Åžikayet ettiÄŸimiz, istemediÄŸimiz ÅŸeylerin bize sahip olmasına olanak saÄŸlarız. Nasıl biliyorsak öyle bakarız. Nasıl bakıyorsak öyle görür ve biliriz. Bu nedenle hayatın bir pedalı varsa o da ÅŸikayetlerden arınıp kurtuluÅŸ hayalini çizmektir. Bazı kelimelerin altını çizmek, hayatın geri kalanında yaptığın en önemli eylemdir sadece biz fark edemeyiz. Farklı bir görüşün yanlış olmadığı, düşüncenizin bir eklentisi olabileceÄŸi bir bakış ile... Gelelim, düşelim yollara...

      Bir insan kaç yola düşebilir aynı anda ? Zaman kime göre, neye göre akar hayat denen yerde ?  Kaderin gayrete aÅŸkını kaç kez görebiliriz somut gözle ? Hepsi birer muallak tüm beyinlerde.. Süre gelen bir muallak ertesi günlerimiz. Fikirlerle dolu bir kurdun koyunlarla kaplı adımlarıyız. Ama c/esaret denen çoban yüzünden göremiyoruz. HapsolmuÅŸ hissi ile süregelen bir zaman dilimini tüketiyoruz.. Hepiniz görmüşsünüzdür " 84.600 saniye " yazısını. Hangimiz o yazığı okuduÄŸunda irkildi ? Hangimiz planlarını bozup " Ben " olacağım dedi ? Sanırım bir elin parmağını geçmemiÅŸtir. Hayallerde adımlar atan birer ayaklı astral seyahatiz hepimiz.. Peki nereye kadar ? Bunun bir noktası yok mu ? Muallak.

    İnsanoÄŸlunun beynindeki tembellik biz fark edene kadar sonsuza dek sürer. Çabuk unuturuz.. İstemediÄŸimiz yerde kalıp ÅŸikayet eder bir gün sonra hiçbir ÅŸey olmamış gibi hayatımıza devam ederiz. Hepimiz iki kare farkını bilir, ruh ve beyin farkını bilmeyiz. Dayatılanlar ve yapılanlar hep yontar insanı.. Pek az insan buna refleks gösterip kabullenmez ve kendi doÄŸrularıyla ilerler.. Böyle böyle günümüze kadar gelir.. Göçebe bir toplumun, hareketi olmazsa olmaz sayan, her bir adımın hayatta kalmak olduÄŸunu bilen bir toplumdan, rahatlığı, konforu hayatımızın temeline oturtmaya çalışan birer varlık olduk. Teknoloji denen koca bir galaksiye hapsolduk. BuluÅŸlar insanı daha fazla köleleÅŸtirmeye baÅŸladı farkında olmadan. Eskiden pazarlarda satılan köleler, ÅŸimdi sosyal medya ile adı deÄŸiÅŸtirilerek yerini aldı.

    Fizyoloji ve anatomi.. Bir arabanın veyahut önem verdiÄŸimiz bir nesnenin ve objenin neredeyse tüm her ÅŸeyini ezbere biliriz.. Kim hangi marka saati takmış.. Kim hangi insanla birlikte.. Kim kime ne demiÅŸ vs.. Kim kendini biliyor ? Kendinde olup bitenin kaç kiÅŸi farkında ? Sokrates'ten Yunus Emre'ye tüm düşünür ve filozofların, hatta Matematik alanında çığır açan o bilgelerin dediÄŸi tek ÅŸeyi anımsayalım; " Kendini bil" ( HOMO. Nosce te ipsum).. Sanırım farkına vardığımızda deÄŸiÅŸeceÄŸimizden korkuyoruz. O konfordan çıkmak yerine hep baÅŸkalarının yaptıklarında gözümüz.. BoÅŸuna yaÅŸamaya gelmedik. Mutlaka bir sebebi olmalı.. Bir çığır açacak fikri neden sen bulmayasın ? İnsanlığa hizmet eden bir ahlak neden seninle alevlenmesin ? Dr. Salk en iyi örnektir günümüze ve daha niceleri.. Umarım farkın destansı bir buluÅŸ olduÄŸunun farkına varır. Bir sonraki nefesimizi ona ait bir çehre ile alır veririz.. Son olarak bir Çin atasözüyle devam edelim ve An meselesine bir bakalım biraz portakal'a bürünelim..

    DeÄŸiÅŸim rüzgarı esmeye baÅŸlayınca bazıları duvar inÅŸa eder bazıları ise rüzgar deÄŸirmeni.

        An'ın sızısını en iyi örnekleyendir Portuga. Küçük bir çocuÄŸun Hayatı " Alışmak " üzerine kurulu bir tablo gibi görür. Sahi biz hayatı neyin üzerine kurulu bir tablo olarak görüyoruz ? Hırs, BaÅŸarı, Mutluluk, Para, ya da ? Bir çok örnek sıralayabilirsiniz.. Kendi hayatınızın açlığını baÅŸkalarına, baÅŸka kelimelere yıkarak doyuramazsınız. Kendinizi kendiniz kadar sanmazsanız, baÅŸkalaÅŸmanın ne demek olduÄŸunu anlayamazsınız. Temeli zor olan bir varlık iken alışkanlıklarımız neden bu kadar kolaya kaçar ? Sebep-Sonuç iliÅŸkisinin arasındaki düşsel hareketi kaçımız hatırlar ? Ey insan, seni sen yapan ÅŸeyleri ne zaman hatırlayacaksın ? Ayrıştırmanın sadece ekilen ÅŸeylerde olmadığını ne zaman anlayacaksın ?

    İşte " Åžeker Portakal'ındaki" Portuga'da alışmanın sadece " yaÅŸananlara " ait olmadığını, gidilen yolun kenarlarındaki aÄŸaçta, uçan kuÅŸta, hatta durulan kırmızı ışıkta olduÄŸunu gösteriyor. Her nesne yaÅŸar siz onu gördüğünüz sürece. Sabah kalktığınızda baktığınız ayna, bildirimlerine baktığınız telefon size alışmıştır mesela. Bizler cansız varlıklar olarak görsek bile, hayat mesaimizin bir çoÄŸunu yaÅŸarız birlikte.. Bu nedenle tercih denen davranış, hayatımıza liderlik eden hareket tüm Dünya'yı hatta belki de tüm Dünya'mızı deÄŸiÅŸtirecek bir güce sahiptir.. Sızı ile..

    Bir amacı sevmek bir yastığı sevmekten daha zordur çoÄŸu zaman. Yastığa gömülmek daha kolay gelir kalkıp yürümekten. Tamda sızı burada baÅŸlar. Hareket etmeye istek bulamayan sızısı ile yastığa sızar kalır. Ona göre yatarak her ÅŸeyin olacağını, geçeceÄŸini sanır. Bastırmak yok etmek deÄŸildir ki ? Ama nedense Kafamızı yastığa bastırdığımızda hep böyle bir kabulleniÅŸ uyanır bizde.. 

Son olarak insan, kendi topluluğunun önderidir. Kendisinde bulunduğu düşünce ordusunun, fikir bandosunun, görüş vizyonunun ve bir çok bağlantının ortak noktasıdır. Toplamının neler getireceğini bilemediği için, kesin olmadığı için yeltenmez. Kesin, somut şeyler ister. Ama şu hayat kesinlikten çok soyutluğa yakındır..

    Durarak, görerek baÅŸlamanın gücünü bilmeyenler, Titanik gibi batmaya mahkumdurlar...   

     Ayrıca ek olarak Sayın okuyan; ÅŸu an bunu okurken hepimizin kafasında bin bir dert, bin bir tasa ve ruh emici negatif duygular olduÄŸunu biliyorum. Her ne kadar derinlere saklamaya çalışsak da, hiç olmadık anda, olmadık bir eylemde aklımıza geliyor. Baskıladığımız her ÅŸeyin kölesi oluyoruz zannımca. Beyin kandırılması o kadar kolay bir organ ki ama biz hep kötüye yoruyoruz. Anlamak istediklerimiz ile elde etmek istediklerimizi kabullenip senkronize edemiyoruz. Hayatta her ÅŸey var. Acı ve tatlı olduÄŸu gibi. Şöyle tüme bakıldığında her ÅŸeyin bir zıttı var ve bizim ayırmamızı o kadar kolaylaÅŸtırıyor ki... Ama çoÄŸu zaman bunu dahi yapamıyoruz. Dikteler, söylenenler, doÄŸru diye dayatılanlar. DoÄŸruların bir çoÄŸu karşılaÅŸtırma ile mümkün..

    Herkes farklı bir ÅŸekilde geçiyor yoldan. Kimisinin ailesiyle imtihanı, kimisinin çevresiyle. Hep baÅŸkalarının etkileriyle bünye ve psikoloji zarar görüyor. Kendimizi ne zaman yok sayma çabasına soktuysak hep baÅŸkalarının negatif cümlelerine takıldık. Depresyona girmek, üzülmek en kolayı çünkü. Belki de hayat bu derslerden geçmemizi istediÄŸi için gönderiyordur belirsizlikleri.. Kederi görüp vazgeçmek en kolayı. Bir zamandan sonra alışkanlık yaptığında kurtulması bir hayli uzun sürüyor. İnsan ilgi görmek, fark edilmek istiyor. Kendi varlığını onaylatmak istiyor! Her insan hür ve özgürken baÅŸka birinin sözlerinden medet bekliyor. Zamanında kendini sevmeyi öğrenemeyenler, gelecekte sevginin tezahürünü yapamazlar. Boyutlarını bilmez, etkilerini kestiremezler. Sevgi iyileÅŸtirici denilse bile bir gram vermeze tenezzül etmezler. Ah Bencil insan! Hayat ölçünü bul!

       Annen ve baban ayrılabilir, sevdiÄŸin birini kaybedebilir, hatta yanlış kiÅŸiyle birlikte olabilirsin. Bunlar hayatın her alanında olan normal durumlar. Herkes herkesi tanıyamadığından ÅŸikayetçi. Biz sevmiyoruz alışıyoruz.. Ve sonra düşmanlaşıyoruz. Her ÅŸeyden elimizi ayağımızı çekip " umutlarımı kırdılar " diyoruz! Sahi o umutları, hayalleri onlar ile birlikte mi kurdun ? Aniden gelen sıcak bir tebessüm ile gelen fikir tek senin sinapslarından geçmedi mi ? Ee baÅŸkasının yaptıkları kötü davranışlar neden onu etkiliyor ? Bazen duyguları da kulvarlarına ayırmak gerekiyor. İnsan olabilmek, bilginin saf halini görebilmek için. Duygu da bir fikirdir, tercih etmek de. Hatta tercihleri duygusal olarak vermekte! Hatayı bazen kendi yapmalı insan ve gerekirse biraz üzülmeli. Bir nefeslik hayatın sonsuz sıkkın, somurtan mahsulleri olup çıktık. Dersleri, yaÅŸanması  gereken  bir illet, bilgiyi gereksizlerin iki kelam etmesi için kirlettik. Sahi biz, en son ne zaman bizdik ? Åžimdi, 5 dakika önce ya da ? İnsan kendini çözmesi gereken bir denklem.. 

    Tanık olduÄŸum ÅŸey, hayat her ÅŸekilde devam ediyor, aÄŸlasan da, sızlasan da. Sorman gereken soru ÅŸu: " Bu halde kalmayı istiyor muyum ? İstemiyorsam eÄŸer deÄŸiÅŸtirmek için ne yapıyorum ? " unuttuÄŸumuz herhalde en önemli soru bu. Kolay yolları tercih edebilir, kolay imkanlara kavuÅŸabileceÄŸimizi sanabiliriz. Olasılığı çok düşük olsa da mümkün. Ya olasılık gelmezse ? Atalete düştüğünü fark etmediysen ? Dönüşüm sen de baÅŸlar Evren'de biter. Çevrende filizlenir zihninde çiçeklenir. Bu sık sık böyle olmuÅŸtur. Küfretmek acizlikten, beklemiyordum demek kendine olan saygıdan gelir...

    Özetle Hayat alanında her zaman böyle zorluklar olacak. GeçmiÅŸin çok sancılı, çok güç geçmiÅŸ olabilir. Travma derecesi yüksek anılar yaÅŸamış hayallerine tesir etmiÅŸ olabilir. insanın ilacı yine insandadır. Kabullenmekten ziyade deÄŸiÅŸtirmeyi dene, Olmayacak demektense isyan etmeyi dene. Hayat her zaman bir kapı açar sen o miftah olduÄŸunda..  

    SessizliÄŸini sen bile görmüyorsan ruhuna bakma zamanın gelmiÅŸ demektir...

 Sürçü lisan ettiysem affola. Yeni yazılarda görüşmek üzüre. Esen kalın..

Fotoğraf: Siyah kuğu.. Bin teşekkür..













17 Ocak 2024 Çarşamba

BİR MİFTAHİSSİ BU..

Ocak 17, 2024 4 Comments

Belki.. UzlaÅŸamadığın kendinse yaÄŸan yaÄŸmurunda, açan çiçeklerin de pek bir önemi kalmıyor. Öncelik Kendin olmadığında sırıtıyor tüm Dünya. Hayır kastım bencillik deÄŸil kesinlikle. Maksat kendinle uzlaÅŸmak. Kendinle olan bağı kopartmamak. İyilik yapacağım derken kendinden olmamak. Dön bak bakalım Dünya'na. Kendin de kendin için ne kadarsın ve neredesin ? Kabaca tabirle boy aynasının kaçıncı katındasın ? Ya da baktığında kaçıncı olasılıkta kendini tanıyacaksın.. Bunların tüm cevabı yine haliyle sen de.. Sen diye baÅŸlar hayat... Sonrası mı ? Muamma. O mozaik olan kısmı renklendirmek ise yine ve her zaman Sana kalmış.. Geçen gün ÅŸunu fark ettim.  İnsan kendini yenmeye mecbur olmadığında vasatlaşıyor ve  standart bir hale geliyor. Ne gariptir ki bu süreç yavaÅŸ iÅŸlediÄŸi için asla farkına varmıyor. Sonrası mı ? Çokça korku ve endiÅŸe.. Durmayan zamanda durabilmek gerek bazen. Bu hayat denen serüvende sanırım durmak en önemli eylemmiÅŸ. Yerinde durmayı bilen birçok kiÅŸiden önde oluyor sanırım. Epiktetos'un dediÄŸi gibi; " Amacımız kendi hayatlarımızın efendisi olmak. "

    Ya sonrası ? diye düşünmeye baÅŸladığımız an ertesini korku ve endiÅŸe kaplıyor. Peki bu korku bize nasıl yüklendi ? Hiç düşündük mü ? Neden bir ÅŸeyleri korkmadan yapamıyoruz ? Evet biraz korku insanı silkeler, kendine getirir ama neden tümüyle kaplar ? Bir mumya gibi çepeçevre saran bu ataletin nasıl üstesinden geleceÄŸiz ? Neler yapacağız ? Var mı bir fikri olan ? Gerçekten Georgica'nın; " Labor omnia vinct. " Emek her ÅŸeyi yener mi ? Verilen emeÄŸin ertesi bizi tatmin etmemiÅŸse bu bir uçuruma sürükler mi ? Hepsi yine cevabı içimizde olan hayatı komple sıfırdan tasarlayacağımız cevaplar.. Mühim olan yapmak için yapmamak. İsteksiz yapılan her eylem isteksiz sonuçlar doÄŸuruyor. Faydalı olsa dahi isteksizlik kaplı bir eylem neticesinde ruhu zedeliyor.. Ruh zedelenince de Hayatın tadı kalmıyor.. Hep bir hiçlik hissi yaratıyor. Bu nedenle sürekli durmaktan bahsediyorum. Durup bakmak, saatlerce, günlerce... Ufak tefek göz ardı ettiÄŸimiz ÅŸeyler bir süre sonra buz dağı gibi büyük bir sorun olarak karşımıza çıkabiliyor. Hayatın tadı biraz da bu buzları kırmakta gizli. Tıp kı Gauss'un     " P : u;v" koordinatı gibi.. Daha önce duydunuz mu Carl Friedrich Gauss ismini ? Bu abimiz daha çocuk yaÅŸlarda taÅŸ duvar ustası olan babasının hatalarını kağıda döküp söylüyordu. İlk okul zamanlarında n sayı sayısı olmak üzere n(n+1)/2'nin mucididir. Hiç duydunuz mu onun ünlü Gauss kanunu ? 1800'lü yılların en ünlü matematikçilerinden biri. Kimi kaynaklar ona " antik çaÄŸlardan beri yaÅŸamış en büyük matematikçi " unvanını dahi takmışlar. Hala da matematiÄŸin prensi olarak anılmaktadır. Bu abimiz bize; "  herhangi bir kapalı yüzeyden geçen net elektrik akısının, o yüzey tarafından sınırlanan hacim net bir yük içermedikçe sıfır olduÄŸunu söyler Peki bunu hayatımıza nasıl uyarlayacağız ? YaÅŸantımızla nasıl baÄŸdaÅŸtıracağız ? Gelin bir de bu açıdan bakalım..

   Kapalı yüzleri ruhumuz, elektrik akımlarını ise içimizde ki düşünceler, fikirler olarak düşünelim. Yüzey (ruh) tarafından sınırlananlar herhangi bir ÅŸekilde anlam kazanmadıkça, dışarı çıkarılmadıkça sıfır olduÄŸunu söyler.. Sizce de öyle mi ? Yorumlarda belirtirseniz sevinirim. Sahiden de yapılan plan, düşünülen fikir, kağıda ya da faal hale geçirilmedikçe, söylenmedikçe sıfır, hiç olmamış kabul edilmez mi ? Bazı durumlara genel olarak tepkimizdir " aa ben bunu biliyordum ya da benim aklımda bu vardı " Peki söylenmediyse, somut bir ÅŸekle bürünmediyse ne önemi var ? Bu yüzden içinizdekileri, aklınızdakileri yük olmaması adına dökün. Her zaman dökmek iyi olmayabilir ama siz ki zamanlamayı en iyi bilenlerdensiniz. Eminim ki çok iyi gelecek ve sizi siz yapma yolunda daha iyi yapı taÅŸlarına sahip olacaktır. Hayat gerçekten çok kısa tıpkı ruhumuza gelen anlık düşünceler gibi. Nasıl geçtiÄŸini  çoÄŸu zaman ( bazı anlar dışında ) anlamıyoruz. Zamanın içinde gördüklerimizden ötürü çok katı olabiliyoruz ve bu davranışımız uzun vadede ruhumuzu ezmeye, çürütmeye baÅŸlıyor. Esnek olmayı unutuyoruz. Kendimizi atom olarak düşünecek olursak o çevremizde bizi saran elektronları önemsemedikçe o olmak istediÄŸimiz biz hep yarım kalacak. Size yine bir soru. Galileo gibi doÄŸrularımızı söyledikten sonra gördüklerimiz üzerine geri  atmak mı ? Giordano Bruno gibi tüm iÅŸkencelere raÄŸmen, Ölüm kararını bildiren yargıça; " Ölümümü bildirirken benden daha çok korkuyorsunuz diyen", doÄŸrularının arkasında olması onun ölümüne sebep olduÄŸu halde yine de söylemekten çekinmeyen biri mi ? Hangisi haklı ? Hangisinin söylemi, tutumu daha inandırıcı ? Siz hangi tarafı tutardınız ? Sanırım hayatımızın tutumu birazda bu. BulunduÄŸumuz konum, TutunduÄŸumuz tavır, birazda birkaç kelam. Hepsi birer kendimizi fark etme metodudur aslında. Burada verdiÄŸim örnekler, isimler onları taklit edin, onların yaptığını yapın demiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Fark ettiyseniz hepsinin içinde       " nasıl'ın " derdi var. Bazen bir nasıl? sorusu tüm çehreyi deÄŸiÅŸtirebilir. Arada bir deneyin. Burada nasıl sorusunu sormak için çok önemli bir sihre ihtiyacımız var HAYAL. Hayal kurun. Sanırım bu zamana kadar yapılan yapıtlar, bulunan buluÅŸlar hep bir hayalin attırdığı yolda bulunmuÅŸtur. BaÅŸkasının hayalinde figüran olmak mı ? Kendi hayalinizde baÅŸrol olmak mı ? Seçim sizin. bir adım harekete, hareket yeni bir fikre ve yeni bir fikir de bambaÅŸka maceralara çıkarır. Yeter ki size ait bir ÅŸeyleri bulun. Finali düşünmeyin. Çünkü finali düşündüğünüz de o adım bir türlü gelmiyor. Önemli olan yola çıkmak.. İsyan etmek yerine, ÅŸikayet etmek yerine. Çünkü o çok ÅŸanslı, o daha avantajlı, o burada doÄŸmuÅŸ vs demek hiçbir ÅŸey kazandırmaz. Sadece zaman kaybına ve kendini o derin çukura itmeye yarar. O yapamazlar çukuruna girmeyin.. Bu tutumlar yerinizde saymaya ve kendinize yerimizde saymak çok güzel mesajı verir. Siz size özelsiniz. Bu özel tılsımı böyle heba etmeyin. Kimseyle Kıyaslamaya, rekabete girmeyin. Tek aynanız kendiniz olsun. Kendinize bakın. Çünkü bizden baÅŸka ben yok. Son olarak gülümsemeden güne baÅŸlamayın. Eminim ki farkı göreceksiniz.. Son olarak Giordano Bruno ile kapanışı yapmak istiyorum.. Abimiz der ki;

    "Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoÅŸlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaÅŸa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaÅŸtım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoÄŸunluÄŸun öfkesinde hedef olarak yaÅŸadım."

Sürçü lisan ettiysem affola. Yeni yazılarda görüşmek üzüre. Esen kalın..


Fotoğraf: Ecesteleri.. Bin teşekkür..


10 Aralık 2023 Pazar

KOCA BİR Y ŞİMDİ..

Aralık 10, 2023 6 Comments

 Yitirilen onca " Bi;çareye " ithafen..


   Ha-Y-atın ÅŸu temaÅŸasında akıp giden zamanın farkında bile deÄŸiliz çoÄŸu zaman. Nefes alıp verme dışında hiçbir eylemimiz yok. Öylece, zamanla belki de kavga edip duruyoruz. Ya da bu kavga kendimizle mi ? Hiç düşündük mü bunu ? BoÅŸa olduÄŸunu bilsek de. Sanırım insan bazen düşünüp de faaliyete geçiremediÄŸi her düşünce veya eylem için kendine dönmek yerine hayatla ya da baÅŸkalarıyla tartışma haline giriyor. Zannımız o yöne doÄŸru her seferinde baskın halde nedense. Peki sorun nerede ? Neden kabullenme sürecimiz çok az ya da yok ? Neden harekete geçmeye bu kadar atalet sahibi, Suç atmaya, olanı olduÄŸu gibi kabullenmemeye bu kadar istekliyiz ? Hepsinin cevabı yine " Ben-(im) " kalıbında gizli sanırım. Ben deyince duruyorsa her ÅŸey, muhakeme iÅŸlevimizin yönü bize doÄŸru kaymış ise eÄŸer ve empati güdümüzün üzerinde ufak çıtırtılar baÅŸ gösterdiyse genellikle bunlar olabiliyor. GeliÅŸmekte ve geliÅŸtirmekte çok tembeliz. Yapısal olarak buna eÄŸilimli oluÅŸumuz da buna etken. Üstesinden gelmek için hiçbir çabamız yok genelde. KendiliÄŸinden geçeceÄŸini varsayım olarak ele alıp hayatı yaÅŸamaya devam ediyoruz. Zam geçtikte görüyoruz ki hiçbir iyiye dair bir geliÅŸme yok.. Aynı yerdeyiz ya da daha olumsuz bir ruh hali ve yapısal eylem mevcut. Gizliden gizliye kabullenip depresyona dahi girsek de bunu dışarıya ya da baÅŸka etkenlere çamur atarak gidermeye çalışıyoruz. Ama içimizde ki o gerçek duygular içimizi kemirmeye, öldürmeye ve duygusal olarak boÅŸluÄŸa sokmaya devam ediyor.. Kabullenemiyoruz Albayım.. 

    Oblomov'un hatıratlarını az çok herkes bilir. Bu konularda tabiri caizse nirvana yapmış, her ÅŸeyi düşüncesinde yaÅŸamış ama hiçbir eylemde bulunmamış bir aÄŸabeyimiz. Okumayanlar için önem arz edecek ÅŸekilde önerilir. Onu durduran neydi sizce ? ( Bir fikriniz var mı ? Yorumlarda belirtirseniz sevinirim. ) Bolca zamanı da vardı halbu ki yapabilmek için. Ama içinde ki o hayalde yapma dürtüsü ( yakın gelecekte yapay zekanın yapabileceÄŸi sanal ortam gibi ) yapmış varsayım elde ediÅŸi ve iÅŸin sonunda harekete geçemeyip yerinde sayışı gerçeÄŸini deÄŸiÅŸtirmedi. Belki daha farklı bir ÅŸekilde hayatımıza sirayet edebilirdi. Kendisi Ataletin sembolü olarak kazındı Edebiyat dünyasına. İşte en basitinden Dünya'da yer etmiÅŸ sabit bir örnek. Bizler de onun isimsiz halleriyiz aslında. BirçoÄŸumuz da onun timsaliyiz. Faydalı olup harekete geçirecek olan korkunun, Eylemsiz, hareketsiz, düşüncesiz bıraktığı bir et parçasına dönüşüyoruz. Ya öyle deÄŸilse ? demiyoruz. Öyledir deyip geçiÅŸtiriyoruz. Aslını bulmak yerine Y'aslını baz alıyoruz ve eÄŸer bizi harekete geçirmiyorsa onaylıyoruz. Bu da yine bir klasik konfor alanına dönüyor. Çıkmaya olan gücümüz Y'atmaya kullanılıyor. Sinan Canan'ın dediÄŸi gibi; " Cesareti ismi gibi hayatımıza uygulayamadığımız da Esarete dönüşüyor "..,

    ? Soru iÅŸareti ile paragrafa baÅŸlamak nedir diyebilirsiniz. Ama birçoÄŸumuz güne, haftaya, aya ve hatta  hayata daha baÅŸlamadan nokta ile son veriyor. Böyle kiÅŸiler her insanın hayatında birkaç tane mevcuttur. Bu yazıyı okuduktan sonra bakarsanız birkaç kiÅŸinin var olduÄŸunu görebilirsiniz. En büyük ve en belirleyici örneklerden bazıları daha. Bugün de kendimizi kendimize anlatmaya zaman ayıralım ne dersiniz ? Zaman denilen kavramı kendimizle özdeÅŸleÅŸtirelim. Bakalım neler olacak o zaman. Küçük gördüğümüz, başımıza bir zor durum geldiÄŸinde anladığımız zaman kavramı hala öyle önemsiz görünecek mi ? Zamanı denemek için kullanmayanlar, kazara deneme fırsatı yakaladıklarında belki de o zamanı yanlarında, baÅŸ uçlarında bulamayacaklar. Yine baÅŸka bir usta Samuel Beckett'in dediÄŸi gibi; " Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Gene dene. Gene yenil. Bu defa daha iyi yenil! Pes etme, vazgeçme, mücadele et, DİREN! " Zor mu evet zor. Ama imkansız deÄŸil. Hayat denilen mecra tek yönlü bir bilet. Zaman denilen kavram dönüşü olmayan sonsuz bir yörünge. Eee kaybedecek neyimiz var ? Bize ait olmayan bir ÅŸey nasıl kaybedilir ? Bunları yazmak, düşünmek yetmez ufak ufak harekete geçmek gerek. Bir satır kitap okumak, bir harf ile yazmaya baÅŸlamak, bir tuÅŸa basarak televizyonu kapatmak sanıyorum ki hiçbirimiz için zor deÄŸil. Telefon detoksu yapmak, zorunlu olmadıkça kullanmamak hiçbirimizi öldürmez. Aksine disiplin ve irademizi arttırır. Sadece eyleme geçirebilmekte! Zira Komut o göze, o parmaÄŸa o direktifi vermekte. Yani Sen de!

        İnsanın atladığı çok önemli olması gerekirken hiç oralı olunmadığı bir konu daha; Mentalite! Belki de psikolojim bozuk diyerek geçiÅŸtirsek de bu alanda, bu konuda bir ÅŸey bilmeden geçiÅŸtiriyoruz. Günümüzde Mental saÄŸlığın önemi en az fiziksel olarak önemli.. Bu konuyu en iyi ÅŸekilde ele alan usta metafizik öğreticisi Louise Hay'ın Düşünce gücüyle tedavi ve Hayatına ÅŸifa ver kitaplarıdır. EÄŸer okumayan varsa önem arz edecek ÅŸekilde önerilir. Louise Hay ablamızın ufak bir paragrafını sizlerle paylaşıyorum. Umuyorum ki bana hak vereceksiniz..

    " YaÅŸam Gerçekten Çok Basit. Ne Ekersek, Onu Biçiyoruz Kendi hakkımızda düşündüklerimiz, kendi gerçeklerimiz oluyor. Ben dahil, herkesin yaÅŸamının en iyi ve en kötü yanlarından yüzde yüz sorumlu olduÄŸuna inanıyorum. Aklımızda oluÅŸturduÄŸumuz her düşünce geleceÄŸimizi yaratıyor. Her birimiz düşünce ve duygularımızla, kendi yaÅŸam deneyimlerimizin yaratıcısıyız. Düşüncelerimiz ve sözcüklerimizle deneyimlerimizi yaratmaktayız. İçinde bulunduÄŸumuz olayları yaratıyor, sonra da bunlardan duyduÄŸumuz sıkıntı, üzüntü ve düş kırıklığı için bir baÅŸkasını suçluyoruz; böyle yapmakla gücümüzü de baÅŸkasına kaptırmış oluyoruz. Hiçbir kiÅŸi, hiçbir ÅŸey, hiçbir koÅŸul bizim üzerimizde bir güce sahip deÄŸil, çünkü aklımızla düşünce oluÅŸturan yalnızca biziz. Deneyimlerimizi, gerçekliÄŸimizi ve bunda yer alan tüm kiÅŸileri yaratan biziz.

    Ayrıca suç bulduÄŸumuz hayat bana gülmedi. Åžansım talihim yok. Ben kadersiz doÄŸmuÅŸum vs. sözler içinse evren hakkında bunları söyler;

    "Evren, SeçtiÄŸim iz Her Düşünce ve İnançta Bizi Tümüyle Destekler. Bunu bir baÅŸka ÅŸekilde söylemek gerekirse bilinçaltımız inanmayı seçtiÄŸimiz her ÅŸeyi kabul eder. Yani kendim ve hayat hakkındaki inançlarım ve düşündüklerim, yaÅŸamımın gerçeÄŸi olur. Ve düşünebileceÄŸimiz ÅŸeyler konusunda sınırsız seçimimiz var. Bunu bildiÄŸimizde, “İnsanlar hep beni kullanıyor” yerine “İnsanlar hep yardımcı olmaya çalışıyor zannını seçmek daha mantıklı deÄŸil mi? 

    Evrensel Güç Bizi Asla Yargılamaz ve EleÅŸtirmez Evrensel Güç, bizi kendi deÄŸerlerimize göre kabul eder. Ve inançlarımızı ayna gibi yaÅŸamımıza yansıtır. EÄŸer “Hayat yalnızlıktır ve kimsenin beni seveceÄŸine inanmıyorum algısını seçiyorsam, hayatımda da bunu bulacağım ". 

    İşte hayat biraz da böyle bir ÅŸey. Sonunu biraz kendi ellerimizle kazıyoruz ya da karalıyoruz. Umarım sizler için Özünü özetiyle yeniden tasarlayacağı bir yazı olur. Olumlu olumsuz düşüncelerinizi yorumlar kısmında belirtirseniz sevinirim...

Unutmadan son olarak ÅŸunu da eklemek isterim;

     " BaÅŸlayabilmek adına bitirmeyi öğrenmek gerekmiÅŸ. Ziyadesiyle takmamak adına binlerce hücrenin bir arada olması gerekmiÅŸ. Böyle bir ÅŸey iÅŸte ". 

Sürç-i lisan ettiysem af ola.. Keyifli okumalar...





8 Ekim 2023 Pazar

61. SANİYE..

Ekim 08, 2023 2 Comments

     

    

        Sanıldığından farklı bir surette görünebiliyor hayat denilen müessese. GeçmiÅŸe dönsen de, dönüp bazı ÅŸeyleri düzeltmeye çalışsan da olmayabiliyormuÅŸ. İşin sonunda olan olmuÅŸ biten bitmiÅŸ kalan kalmış oluyor. Kalmışlığımızı bile çoÄŸu zaman kabul etmiyor, baÅŸka yerlerde baÅŸka ÅŸeylerle avutmaya çalışıyoruz. Ah bir kalmışlığımızı bilsek, dursak bir saniye... Belki de bambaÅŸka düşüncelerle, bambaÅŸka bir fikirle farklı yollara çıkacağız. Ama yalnızlığı bir eksiklik, bir toplum sorunu olarak görüyoruz. Oysa ki yalnızlık, bir geminin limana uÄŸraması gibi kendine uÄŸramasıdır. Nasıl bir gemi tüm eksiklerini kontrol edip giderdiÄŸi gibi insan da o süre zarfında kendini kontrol edip çıkabilir.. Yani kimin ne dediÄŸine, kiminin neler dediÄŸine çok da takılmamak lazım. Hayatınız ; baÅŸka dudaklardan çıkan kelimeleri duyan kulakların çınıltısı kadar olmalı, ilerisi deÄŸil...   

       Çözümü yok.. diye baÅŸladığımız her cümle ileri ki zamanlarda kendiliÄŸinden  kendini halledebiliyor. Nedir bizim bu anında çözme çabamız ? Neden akışına, zamana bırakamıyoruz ? BilmediÄŸimizden mi ? BildiÄŸimiz takdirde deÄŸiÅŸeceÄŸimizden mi ? Hangisi daha makul insan yaÅŸamına ? Hangisi daha fazla sığar insanın rıhtımına ? Bunlar insanın yazmaya baÅŸladığında yanıtlayacağı cevaplar. Sonrası mı ? Dönüşüm ya da sönüşüm. İnsan bu iki kelime arasında bir çizgi diye düşünürüm hep. O çizginin ivmesine göre de bir hayat. İvme, verilen kararları absorbable etmeye baÅŸladığında sönüşüm baÅŸlar ki tut tutabilirsen.. Huzurlu bir tadı vardır. Kafa rahat diye tabir ettiÄŸimiz bir yerdir çünkü. Dönüşüm ise benim için baÅŸlı başına farklı bir evrendir. Yükü ilk baÅŸlarda ağırdır kimse kolay kolay buna girmek istemez. Fakat sonu tüy kadar hafifken insanlar en başından korkar, çekinir ve gider. Yazmak, bakmak zor, kakmak ise insan için daha kolay bir eylemdir. Böyle bir çizgiyi iyi tartmanız çevreniz ( ruhsal ) ve kendiniz için iyi olacaktır...

    Åžimdi.. Bakabiliyor musunuz geçmiÅŸe ? Ne olduÄŸuna ? Ne yaptığına ? Ne yapmadığına ? 

Neye üzüldünüz ? Neye sevindiniz ? Hiç irdelediniz mi ? Yoksa siz de geliÅŸi güzel yaÅŸadık gitti mi diyorsunuz ? Hangi insana dönüşeceÄŸimiz ya da sönüşeceÄŸimiz tamamen ... cevabı biliyorsunuz. Yani ben demek ile "Yâni ben.. " demek arasında ne büyük bir fark olduÄŸunu yazarak ya da kendinize söyleyerek daha iyi anlayacaksınız. Bu nedenle ileride gençliÄŸimi özledim demektense iyi ki yaptım dedirtecek adımlar atmak en mantıklısı. Kendimiz olmak, baÅŸka karakterlerde alt yapı olmaktan iyidir. Kendimizin kendimize, kendimiz gibi kadim davranması dileÄŸiyle.. *Yani özetle 61. Saniye de baÅŸlar her ÅŸey :) Ve son olarak Yusuf Atılgan'ın deyiÅŸiyle kapatayım ; "İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları "kiÅŸi"yi anlatırlar."

Sürç-i lisan ettiysem af ola.. Keyifli okumalar...


    

    

    

 

    



    

14 Ocak 2023 Cumartesi

SİRİUS..

Ocak 14, 2023 1 Comments

 " GeçmiÅŸi deÄŸiÅŸtiremeyiz, Jack. Sadece nasıl devam edebileceÄŸimizi seçeriz ". The way back filminden bir söz. Ne kadar güzel bir cümle deÄŸil mi ? İnsanın yüzüne bam bam bam vuruyor.. Tabi düşünebilene...

    Bugün yeni bir yılın üçüncü haftasının ilk günü. Yeni adı altında birçok faaliyeti ve hedefleri de zincirleme yapmanın bir nevi emsali. Peki siz ne tür hedefler koydunuz kendinize ? Ne tür dileklerle karşıladınız yeni yılı ? Tüm bunların hepsi akla bir hayal ile düştü deÄŸil mi ? Hiçbir düşünce durduk yere gelmedi. Hepsinin hatırlayabildiÄŸimiz ve hatırlayamadığımız birçok sebebi var aslında. Üzerine kafa yorunca buluyoruz bazılarını. Bazı ise hala anonimliÄŸini koruyor hafızamızda. Önemli olan akla düşenleri derleyip toparlamak. Bu bir öz eleÅŸtiri, bu bir yüzleÅŸme, bu  bir deÄŸiÅŸme...

    Hayatınızı hangi sıklıkla sorguluyorsunuz ? Sizin de ÅŸikayet ettiÄŸiniz durumlar zamanla ve erteledikçe hayatınıza normal olarak yerleÅŸiyor deÄŸil mi ? Bu bir iç yenilgi sanırım. O kadar güçsüzüz ki kendimizce hemen kabul edip hayatımıza alıyoruz. Bizi alt üst edeceÄŸini bile bile. İşin garibi, bir zaman sonra ondan kurtulmak için çözümler aramaya baÅŸlıyoruz. Bulamayınca ve eyleme devam ettikçe psikolojik çöküntüler, sinirli tutumlar ve ters ifadeler bizi biz yapıyor. Kırılmaktan korkup, kırmaktan hiç çekinmiyoruz. Dilde tek bir söz " HAK ETTİ ". Bir sürü sebepler buluyoruz bununla ilgili. Åžunu yaptı, bunu yaptı vs. Peki bu kadar ucuzlaÅŸtı mı kalp, ruh kırmak ? Ve bedava mı hayal denilen denizi kurutmak..

    İnsan, insan, insan.. Ne garip bir varlık. Olumsuz anlamda bencilliÄŸinden feragat etmeyen, neÅŸesini yoktan yere YOK eden, gülüş denen hazineyi elinin tersiyle iten, her ÅŸeyde bir negatiflik görüp günün zehreden ve ÅŸartlar zor olsa dahi buna bir kılıf uyduran garip bir varlık. Kaç kiÅŸi düşünebilir tamamıyla geleceÄŸini ? Ve kaçı deÄŸiÅŸtireceÄŸine inanabilir bile isteye ? Basit ÅŸeyleri karmaşık hale getirmeyi seviyoruz sanırım. Tıpkı sarmal yapılar gibi. Olumlunun yanında olumlu, olumsuzun olduÄŸu yerde olumsuz olacağını kestiremiyoruz. Tezat iki olan yaÅŸandığında neden hep olumsuz akılda kalıyor ? Bu kadar basit mi aldığımız her anı hiçe sayıp üzülmek ? Yani deÄŸersiz mi yaÅŸamak, adım atabilmek, gökyüzüne bakabilmek ? Hayat sıfır ile çarpılmayacak kadar deÄŸerli ve güzel zannımca..

    Bir de geçmiÅŸ var hiç geçmeyen. Orada takılı kalıp, düşünme yetimizi dahi yitirmemize sebep olan. Hani hep derler ya ders al diye. Sahi kaç kiÅŸi alabilmiÅŸtir o dersi ? Ya da geçmiÅŸ gerçekten bir ders midir ? Yoksa geleceÄŸe verilecek bir tepkinin ayırt edilmesi midir ? Bir çoÄŸumuz geçmiÅŸi güncellemeye çalışıp, ÅŸu anı ve olası geleceÄŸi güncellemek ile uÄŸraÅŸmıyor. Bu iÅŸte bir terslik yok mu ? Tam tersi olması gerek deÄŸil mi ? Bu hayatımızda düşünülmesi gereken bir konu. Halk tabiriyle; İyisiyle kötüsüyle yaÅŸandı bitti. Tekrar olmayacağının garantisi yok. O zaman verdiÄŸiniz tepkinin tezat ifadesini ÅŸu an verseniz belki hiç aklınıza dahi gelmeyen baÅŸka bir durum çıkacak ortaya ne belli ? Bu nedenle önemli olan ÅŸu an. Åžu neÅŸe, ÅŸu gülümseme, ÅŸu çehre.. Ona iyi bakın :)

    Gelelim bu yazının baÅŸlığı olan Sirius'a. En parlak yıldız olduÄŸunu bilmeyeniniz yoktur. Öyle bir yapı ki bu, Aydınlatma gücü GüneÅŸ'in 25 katıdır. Bir çok mitolojiye konu olan bu yılmaz 300 milyon yaşında, tek gram ışıltısından fire vermeden. Hem karada hem de denizde zaman ve pusula görevi görmüş. Muazzam bir ÅŸey deÄŸil mi bu ? Cevabı ve düşüncesini sizin yorumlarınıza bırakıyorum.. Ya sizin içinizdeki o Sirius nerede ? Bulmayı veya bakmayı hiç denediniz mi ? Kendi içinizde kendi sahip olduÄŸunuz yıldızı, Sirius'u bulmanız dileÄŸiyle...


Sürçü lisan ettiysem af ola..,




11 Aralık 2022 Pazar

DİZGİNLENEMEYEN BİR HAYAT ?

Aralık 11, 2022 3 Comments

 

   Aylar olmuÅŸ yazmayalı. Yazmaya dair bir ışık bulamayalı. Ne büyük eksiklikmiÅŸ yazmamak ve ne büyük kötülükmüş ertelemek.  ÖğreneceÄŸiz dünü, bugüne yarını. YenildiÄŸimiz, yenilendiÄŸimiz yerden devam edeceÄŸiz. Bugün benim için çok farklı bir Dünya'nın baÅŸlangıcı. Farklı noktadan devam ediyorum hayat denen ÅŸu mecraya. Artık " https://www.twitch.tv/sirius6x " kanalında her akÅŸam 20:00'da yayında olacağım. Herkesi beklerim.. 

    Reklamlarımız bittikten sonra fazla sözü uzatmadan sizleri sevdiÄŸim bir dostumun İnsana dair eleÅŸtirisi ve ezgisiyle baÅŸ baÅŸa bırakıyorum...


IÅžIK YARADAN TANIR

Nedir insanın hayattaki amacı? Bulmak mı, bulunmak mı? Sahi ne ister insan? Belki de hayata bu sorular zinciriyle baÄŸlıyız ve her bulunan cevapta o zincir gevÅŸiyor ve biz biraz daha özgürleÅŸiyoruz dünya denen hapishanede…

İnsanın amacı bulurken bulunmaktır bence. Her insan içinde bir ışık ya da ateÅŸ taşır ve ister ki bir kandile kaynak olmak. İnsanoÄŸlu bu zamana kadar ne kadar becerebilmiÅŸtir bilmiyorum. 

Işık yaradan sızar diye güzel bir söz vardır. Evet bizi biz yapan o yaralardır ama asıl önemli olan ise o yaradaki ışığı görebilmektedir. Sızan o ışıktır baÅŸka birinin kandilinin kaynağı. Utanmamalı ya da gocunmamalıyız yaralarımızdan. Bilmeliyiz ki o yaradan sızan ışık kaynaktır belki de birine. Biz insanlar sosyal varlıklarız ve her ne kadar çoÄŸumuz kabul etmek isteme de birbirimize muhtacız. 

İnsan çok sonradan anlıyor, sorunun içindeki kaynakta olmadığını, çok geç farkediyoruz kandilin kendisinin bozuk olabileceğini.. Evet tüm suçu kendimize atarız, kendi ışığımızı ya da yaramızı suçlarız bunun için ama şu unutulmamalı ki biz ne kadar güçlü bir kaynak olsak bile bazı kandiller bozuk olabiliyor.

İnsanın amacı o ışık kaynağı ile doÄŸru kandile kaynak olabilmek bana göre. Sonrasında ne mi oluyor, kandili bulan ışık etrafı aydınlattığı gibi dünyanın bir yerinde  parlamaya baÅŸlıyor… DoÄŸru kandillere dek gelmek dilleÄŸiyle….



İNSAN NE İSTER? 

İnsanoğlu... bir kelime neler hissettirebilir ya da nasıl tanımlanır, sadece bir kelime... kutsallığıyla göklere çıkarabilir, vefasızlığın çamurunda kaybolan, ama aynı zamanda da umudum ışığına yakan kandil... daha bir çok şey ile tanımlanabilir belki..

İnsan ne ister? Liste yapılsa bayağı kalabalık olacaktır. Çünkü isteriz biz doymak bilmeksizin isteriz. Belki araba, ev, para, mevki, makam.. ve daha bir sürü şey. Peki ne kadarını hak ederiz ya da mühim mi hak ediliş?

Bir insan dünyaya gözünü açtığından itibaren ister durur, her ÅŸeyin en iyisini ve en güzelini.  Olumsuz ve kötü hiçbir ÅŸey istemez, bunlar uzak olsun ister ve en sonunda hep mutlu olmak ister... Belki de bu hayatın amacıdır mutluluÄŸu aramak. DoÄŸarken elimizde garanti belgesiyle doÄŸmayız, kimse bize her ÅŸeyin güzel ve olumlu olacağının garantisini vermedi , vermeyecekte.. Peki bizim bu kadar mutlu olmaktaki hak iddiamız neden? 

Evet belki amacımız mutluluğu aramak ama bulmanin da garantisi olmadan.


GENİŞ PENCERE 

Dünya koca bir soru iÅŸareti pazarı bana göre.. bir sürü soru duyarız yaÅŸamımız boyunca ya da biz sorarız pazardaki herhangi bir tezgahtan soru iÅŸaretleri satın alıp. Ve bana öyle geliyor ki hayatımızı  bize sorulan sorular deÄŸil de bizim bu sorulara verdiÄŸimiz cevaplar ÅŸekillendiriyor.


Her insan; elinde bir çekiçle doÄŸar,  bizi diÄŸer canlılardan ayıran en büyük nimet olan akıl denen güçlü bir çekiçle.. Ve biz insanların bu dünyada hayata, yaÅŸama ve tüm kainata bakan birer pencereleri vardır, evet doÄŸuÅŸtan herkesin küçükte olsa bir penceresi vardır. Biz daha sonra onu elimizdeki akıl denen çekiçle geniÅŸletiriz.

Hayatta karşılaÅŸtığımız, bize yöneltilen her bize sorulan  soru ya da bizim sordugumuz sorular, her sınav ile bir darbe indiririz o pencereye ve böyle böyle geniÅŸletiriz yaÅŸama bakan penceremizi. 


Baktığımız pencereden türlü türlü şeyler görürüz yaşama dair. Mühim olan görmektir; herkes bakabilir ama çok azımız görebiliriz. İnsanlar görebilen insanlara hasret geçiriyor ömürlerini. Bir kuşun kanadını, birm meyvenin rengini belki bir gülün dikenini, bir bebeğin gülüşünü ve bir insanın göz yaşını.. Bakabildigimiz sürece degil gorebildigimiz surece insanız. Bakmaktan geçip görebilen insanlar olmak dileğiyle...


DİPNOT: Artık mümkün oldukça her cumartesi geceleri yazmaya devam edeceÄŸim.. 



23 Temmuz 2022 Cumartesi

GERÇEKLER RÜYALARA DÖNÜŞÜR..

Temmuz 23, 2022 0 Comments

    YEDİ AY SONRA;

DİPNOT: Bugünkü konumuz -geç, -kalmak. OlabildiÄŸince ÅŸeffaf, objektif, eÄŸrisi doÄŸrusuyla bakmanız önerilir. Lütfen  ÅŸu anı zehretmesine izin vermeyin hatırlayacağınız ÅŸeylerin. Gülün, eÄŸlenin, hatta kendinizle dalga geçin, ama bir tebessüm durağında durmayı unutmayın.. 

    Geç kalmak çok geniÅŸ bir eylem zannımca. Kimi zaman teÅŸekkür edeceÄŸimiz, kimi zaman ömrümüzün sonuna kadar etkileyecek bir hayat zamanı. Umarım sizin hayatınız da bol teÅŸekkürlü geçer bu konu. Birçok örneÄŸini görmüşüzdür, geç kaldığı için kaza yapan araçtan kurtulan insanları ya da olumsuz olaylardan sıyrılan birçok canlıyı. Ya da bunların tam zıttı olan olayları.. Bir ÅŸekilde geçti dediÄŸimiz ama izinin daim olduÄŸu zamanları.. Dünya'da soyut bir önemi olan bu iki kelime geçmek ile kalmanın kendi baÅŸlarına güzelleme olan kelimelerin bir arada kullanıldığında ne kadar acı verici bir olay olduÄŸunun göstergesi. Her güzel  ÅŸey bir araya geldiÄŸinde her zaman tatlı ÅŸeyler doÄŸurmaz. DoÄŸurulan güzel geç kalmalara!

    Ä°nsan bir ÅŸeylere geç kaldığını anladığında, farkına vardığında daha farklı bir insan oluyor. Halk arasında ki tabiriyle " Büyüyor ". Sizin de " geç kalmak " dendiÄŸinde aklınıza gelen bir hikayeniz var mı ? Ne öğretti ? Ne götürdü ? Ne getirdi ? ... Ben hep kapı olarak gördüm genellikle her ÅŸeyi. Zorladım da zorladım. Kimisinden kırdığım halde geçemedim. Kimisinden ise hiç uÄŸraÅŸmadan geçtim.. Ama insan şöyle bir geriye baktığında unutmak istediÄŸi, baÅŸtan yaÅŸamak istediÄŸi birçok ÅŸeyi anımsayabiliyor. O kapıyı tekrar çalmayı, tekrar o kapıda yatmayı, zorlamayı isteyebiliyor. İşte asıl, derin mevzu orada baÅŸlıyor. Sahi kim buldu bu geri dönülmez yolları ? İmkanları imkansız kılmayı ? Olumsuzluk silsilesini raylar gibi birbirine takmayı.. Alışamadığımız ÅŸeyler olduÄŸu aÅŸikar hepimizin. Kimi zaman eski defterleri açtığımız, tekrardan okuduÄŸumuz muhakkak. Kah sevinç, kah hüzün.. En önemlisi bir daha tekrarlanmayacak olması. Hayattan bağımsız, konulardan soyut olması... Özetle her ÅŸey bir ÅŸekilde, bir ÅŸeylere raÄŸmen, birçok farklı kararlarla ÅŸekillenmeye, hizaya geçmeye devam ediyor ve edecek.. Birçok doneyle karar alacağınız, her ÅŸeyi tartıp göreceÄŸiniz Güzel kararlarınız olsun..







31 Aralık 2021 Cuma

YENİ BİR DÜNYA KUR KENDİNE!

Aralık 31, 2021 1 Comments

     Ä°yi ve kötü yine sonunu getirdik 8766 Saat525.960 Dakika, 31.557.600 Saniye, 1.893.456.000 Salise olan 1 yılın sonuna.  Umuyorum bol tebessümlü, bol okumalı ve saÄŸlıklı geçmiÅŸtir.. Bu yıl hepimize birçok ÅŸey öğretti. Bunların en önemli olanı " fark etmek, farkına varmak " sanırım. İnsan merkezli olmanın tedirginliÄŸi, kendini düşünmenin bencilliÄŸi arasına gidip geldik çoÄŸu kez. Ama kendimizi daha iyi dinlediÄŸimizi düşünüyorum. Pek çok kapanma sonrası kendi başımıza kalabildik. Kimimiz kendini dinledi, kimimiz görmezden gelip devam etti, kimimiz hiç takmadı bile, geçiÅŸtirip zaman öldürdü. Siz hangisiydiniz ? Kendinizi  görebildiniz mi ? Daha genel bakacak olursak birçok kötü, talihsiz olaylarda oldu elbette... Deprem.. Ã‡Ä±kan yangınlarda yanan 116 bin 365 alan.. Sayısız çocuk, kadın cinayeti... Toplum olarak çabuk unutuyor ve kabulleniyoruz bu tür olayları.. Üzücü, acı ama gerçek.. Bunların yanında iyi ÅŸeylerde oldu. Mesela Tokyo Olimpiyatlarında Milli sporcu Mete Gazoz okçulukta, milli boksör Busenaz Sürmeli ise 69 kiloda altın madalya kazanarak, Olimpiyat ÅŸampiyonu oldular.  Kovid aşısı bulundu. Belki de bu en önemlisiydi insanlık için... Hepsi geride kaldı ve 2022'ye saatler kaldı.. Ne çok olay yaÅŸamışız.. Neredeyse her tür olaya ÅŸahitlik etmiÅŸiz sessizce... Dünya iÅŸte.. Geliyor, geçiyor, gidiyoruz..

    Kendimize bakacak olursak biz neler yaptık ? Mesela geçen yılbaşında verdiÄŸimiz sözleri tutabildik mi  ? ya da kaçına vakıf olduk ? Hangi verdiÄŸimiz radikal kararı koruyabildik ? Ya özgür bıraktıklarımız ? Daha doÄŸrusu kendimizi özgür hissetmek adına kimin huzuruna ihtiyaç duyduk ? Hepsi kendi içinizde edeceÄŸiniz muhakemeler, ÅŸimdiden baÅŸarılar :) Biliyorum hakimin kendimiz olduÄŸu bir davada yüksek ihtimalle kendimizi sürekli haklı göreceÄŸiz. Objektif olmak bu durumda çokça zor ama iyi-kötü, verimli-verimsiz, hüzün-mutluluk terazisinde gerekli donelerin tartılması mümkün. Her ÅŸey biz için, iyiliÄŸimiz ve Dünya'ya getireceÄŸimiz bilgi ve tebessümler için. Buna deÄŸer olan her ÅŸey kabul.. Yeter ki kabullenmeyi ve uygulamayı erken yapalım. Bir nevi Z raporu.. Bilirsiniz Z raporu gün sonu alınan ve o gün yapılan tüm iÅŸlemleri gösteren bir belge. Biz de bugün üşenmeden yıl sonu raporumuzu çıkaracağız. Bakalım kaçımız kendiyle yüzleÅŸecek, beÄŸenmediÄŸi huyları bırakacak, bağımlı oldukları her ÅŸeyle vedalaÅŸacak... Bunları ben göremesem de okuyan her kes aynaya bakacak. Öyle umut ediyor ve diliyorum..


    Zamanınızdan çalmamak için bu kez  biraz daha kısa tutacağım.. Envanterimizle, kendimizle gerekirse milyon kere pes etsek bile yeniden baÅŸlayacağız. Birçok ÅŸeye inat, birçok his ile birlikte. Gerekirse sessizce ama mutlaka bir yerde o adımı atacağız. Düşünmek bu yüzden güzel. Önümüzü görebilmek için. Kaygılar mutsuz olmak için deÄŸil çalışmak için, düzeltmek için var. Kötüye yorduÄŸumuz her ÅŸey daha da etkiliyor bizleri. Bazen iyiyi bile kötüye yoruyoruz... Bu yıl kötülüklerden alacağımız derslerle, iyiliÄŸin verdiÄŸi güven ile hayatımıza devam edebiliriz. Bahadır YeniÅŸehirlioÄŸlu'nun dediÄŸi gibi; " Kendinize yatırım yapın. Ne anneniz ne de babanız sizi, sizin olduÄŸunuz kadar önemsemez". Son olarak, Kendinizi ihmal etmediÄŸiniz, daha çok gülüp daha çok iÅŸler baÅŸardığınız, dertleri lehinize çevirdiÄŸiniz bir yıl dilerim.. Kalın saÄŸlıcakla..



 

    

Bu Blogda Ara