Codependent
Fazla şişirdiği balonların ruhunda patladığını gören insan değişir. Daha sonra kendini ihmal ettiği duyguları, kimliğini görür. Bazen böyle olması gerekir. Başkasına olan bağımlılıklarını kendininmiş gibi sanmasını bir yerde bırakması ve görmesi gerekir. Bırak olsun demek belki de en güçlü insanın kendine güvenini yerine getiren olgudur. Çünkü biri sözünden döner, biri uzaklaşır, biri davranışlarını değiştirir ve nedenini anlayamazsın. Peşinden koşmak hala iyi gelmeye çalışma hali seni oldukça fazla yorar. Seni kendinden ve özgüveninden uzaklaştırır. Kendini kendi gözünde değersizleştirirsin. Ne gereği var? Bazen sadece bırak olsun dersin. Ne olacaksa olsun. İnsanların yaralı yerlerine dokunmanın iyileştikten sonra karşılığı genelde görmezden gelmek olur. Birçok insanın şikayeti ve üzüntüsüdür bu. Peki neden insanlar böyle? Neden ilişkilerde hep pragmatistler? Bilmiyorum. Pek argümanları olacağını da sanmıyorum. O yüzden her insan iyiliği taşıyamayabilir diye düşünüyorum. Ve herkesi iyiliği karşılayamaz. Bazen yalnız başlarına kalmaları gerekir. İyiliğin, değerin sadece fayda sağlamak aracı olmadığını öğrenmeleri gerekir. Çünkü bu tür insanlar insanların içindeki o incecik iyiliği koparmaya çalışıyorlar. İyiliği bilmeyene, değer kavramını vicdanının ortasına koymayana yapılan tüm iyilikler onun çıkarına göre yapılanır. Tek düşüncesi kendidir. Bir zaman sonra seni, sizi paspasın altındaki anahtar olarak görmeye başlar. Yeterli dozu aldığında sizden uzaklaşmaya ve yoğunluklarına öne sürmeye başlarlar. Tanıdık geldi mi? Bu da bir psikolojinin kazanç sistemidir. İnsan tevazu kavramını benimseyemediğinde olacak sonuç genelde budur. Suç bulunmaz elbette ya da suçlu aranmaz. Ama iyiliği yapan insan genelde kendini suçlu hisseder. Nasreddin hocanın dediği gibi; hırsızın hiç mi suçu yok? Diye düşünmez. Hassas bir düşünceye sahip olmanın üzüntüsünü ve acısını yaşar. Bu yüzden insan en çok duygusunu anlayan insana denk gelmek ister...
Nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor'a göre, bir duygu biyokimyasal ve fiziksel bir tepki olarak vücutta en fazla 90 saniye sürer. Bir buçuk dakikadan sonra hissetmeye devam ettiÄŸimiz duygular, o duyguya zihnimizde ürettiÄŸimiz "hikayeler" ve düşüncelerdir. BaÅŸka bir deyiÅŸle, o anı zihnimizde tekrarlayarak duygusal tepkiyi kendi kendimize yeniden tetikleriz. Kendine sor. Bunun içinde kalmayı neden seçiyorsun? Var mı buna bir cevabın? Bazen insan acı çekse de sırf hareket etmemek için o duruma o duyguya razı olur. Kendini bir zindanın içine kendi elleriyle teslim eder. Bir duygunun bekçisi olmayı seçer. Bu duygu onu ziyan etse bile. Çürümenin duygusal olarak yıkıntısı büyük olur insan için. “Hayır hareket etmemeliyim” korkusu ya da cesaretsizliÄŸi bir hayatı ya da bir zamanı çöpe attırır. Oysa insan arada bir hava almalı. En körelmiÅŸ haline bile hava aldırmalı. BulunduÄŸu konumu ya da ruhu adlandırmalı. Sürekli bir duygu yoktur hayatın içinde. Tıpkı mevsimler gibi. Dalgalı bir hayatın dalgasız bir yaÅŸamı arzu edersiniz ki olamaz. Gülerken aniden gelebilecek bir hüzün hissi de gelebilir, üzgünken bir anektodun sizi güldürmesi de olabilir. Dozunu kaçırıyoruz bazen iÅŸte duygusal tepkilerin ya da başımıza gelen olayların. Her ÅŸeye bir anlam yüklemek zorunda deÄŸiliz bazen. Bazı ÅŸeyler anlamsız kalmadı insanın hayatında. Bu bilinmezlik halinde yük etmemeli ama. Bu ince çizgiyi iyi belirlemeli insan. Her ÅŸeye yetiÅŸemez tüm duygular dahil. Ama hissetmekten de kaçamaz. Bunu idrak edince hayat ve başına gelenler daha anlaşılabilir ve daha salt olabilir. Her ÅŸeye sıkı sıkıya baÄŸlanmak ya da hissetmek yani dozunu kaçırmak insanın hayattaki dengesini de bozabilir. Åžarkı da dediÄŸi gibi; yaÅŸanacaksa yaÅŸanacak ayrılıklar mutsuzluklar. Bu yüzden hissiyatlarını 6 dakika durup düşünmek sana fayda ve ferahlık saÄŸlayacaktır. Unutma insan hissettiÄŸinde deÄŸil sabit kaldığında bulur kendini, yani bazen…
Tamamlanmayan yazılar vardır hayatta. Ve buna raÄŸmen, her gün biraz daha “Bana neler oluyor?” sorusu artar insanın hayatında. Kendi vazifesi olmayan ÅŸeylerle fazlasıyla ilgilenir. Bazen insan, boÅŸ vermeyi öğrenmeli. “Olabilir.” diyebilmeli. Kendinde olan güzellikleri görebilmeli. Çünkü insan olmak, biraz da kendine bakmaktan geçer. Öyle deÄŸil mi? Anlatılan hikayelerin birçoÄŸuna kendimizi koyarız. Onların gözünden deÄŸil de kendi gözümüzden olayı nasıl yaÅŸarız, nasıl tepki veririz ona bakarız. Bazen faydalı olsa da hassas bir kalp için çok ağır bir sürece vesile olabiliyor. O acıyı kaldıramıyor bazen hassas insanlar. Garip bir veba ki bu insan kurtulamıyor. OlduÄŸu insan hiç olmak istemediÄŸi bir insana dönüyor. Farkl yollardan geçip yine de aynı kiÅŸi olmayı baÅŸarıyor. En çok kırılmayı adı gibi ezberlemiÅŸ insanlar böyle kalıyor. Kırılınca deÄŸiÅŸirmiÅŸ insanlar dedikleri genelde pek olmuyor. O kıyamama hissi, Onun gibi olmamak hissi, insanı bazen çok fazla yoruyor. Ne gerek var ki o bana yaptı ben de ona yapayım diye düşünüyor. Ama pratiÄŸe dökemiyor. İçindeki iyi taraf onu bir ÅŸekilde ikna edip yine aynı kiÅŸi olmasını saÄŸlıyor. Kelimelerin önemini öğreniyor bu acı dolu sürede. İnsan kelimelerle kendini baÄŸdaÅŸtırıyor bir süre sonra. İnceliÄŸinden kopan kelimeleri baÄŸrına basıyor. Canını yaksa da buyurgel diyor. İnsanı belki de ençok bu sahip çıkma güdüsü yakıyor. Kendini ateÅŸe bilerek yine kendi atıyor. İçinde olan bu iyimserlik kendine ateÅŸ olarak geri dönüyor. İnsan belki de böyle yanarak büyüyor. Böyle birikerek var oluyor. Hassas bir yol garip bir mecra ve beklenmeyen bir hareket. Evet hayatta bazı ÅŸeyler hep eksik kalıyor, kalacak ve tamamlanmayacak. İnsan bunu hayatının bir bölümünde eksilerek ya da baÅŸka bir olayla yüzleÅŸerek anlıyor. Ve anlıyor bazı ÅŸeylerin tamamlanması zorunluluk deÄŸildir, eksik de kalabilir. Hayatın içince onlarca buna dair duygularımız, hislerimiz olacak. Ya keÅŸke olsaydı dediÄŸimiz birçok ÅŸey olmayacak. Ya da olurların kıyısından dönecek. Tıpkı Yapım aÅŸamasnıda olan inÅŸaatların önünde yazan tabeladaki bitiÅŸ tarihinin geçmesi gibi. Birçok ÅŸey ertelenecek, birçok ÅŸey aniden iptal olacak. Bunlara kolay adapte olabilidiÄŸinde ya da daha az sinirlenebildiÄŸinde bambaÅŸka birine dönüşeceksin. Hayatta bu da olabiliyormuÅŸ diyebilmek en büyük kabülleniÅŸlerin kilidini açıyor. Sinirlenmenin, öfkelenmenin dozu elbette önemli. Hayatın içinde bunlarda olacak. Mühim olan limiti. Sen kendini ve kendinde olanları biraz da olsa kontrol edebildiÄŸinde hayatta olanlara tepkin ve hayatına biraz sakinlik ve olabilirlik girecektir. Kolay mı? Çok zor. Ama zorun sonrası da kolaylıktır. Öyle deÄŸil mi? …
Unutacaksın bazen, olmamış gibi yapmayı öğreneceksin. yerine yenilerini koyabilmek için. Ya da bunu istemesen de o gelip seni bulacak. Bazen fark etmeyeceksin. Hayatta bazen bazı ÅŸeyler hiç fark etmeden senin dışında gerçekleÅŸir. Senin bir etkin yoktur ama olmuÅŸtur. Senin de oldu mu? Tepkin ne oldu? Üzüntü, kırgınlık, mutluluk ya da neÅŸe hangisi ile doldu? İşte başına gelen bu olaylar hayatını bambaÅŸka bir yöne çevirebiliyor. Gününü zindan edip ya da gününü neÅŸelendirebiliyor. Böyle öğreniyoruz, öğrenmek durumunda kalıyoruz bazı tepkileri. TepkisizliÄŸi bile bu sebeplerle öğrenebiliyoruz. Åžaşırışlarımız çocukça ve bunu genellikle saklayamıyoruz. Gerek aÄŸzımızdan çıkan sözlerle gerekse vücut dilimizle belli ediyoruz. Kendimizi bir anda hiç olmadık yerde ya da hiç olmadık bir ruh halinde bulabiliyoruz. Saniyesine deÄŸiÅŸebiliyor zaman ve yaÅŸam. Ne oldu demeye kalmadan, olanın içinde buluyoruz kendimizi. Bir sahilin kumsalında hissettiÄŸimiz gülüşten, bir ayazın dondurucu soÄŸuÄŸuna bir anda geçebiliyoruz. Bu yüzden hayata biraz da anlık olarak bakmak gerekiyor. Bugün bir kahve bardağının üzerinde yazan bir not görmüştüm mesela. Onu okumadan önce gayet ciddi ve somurtkandım. Üzerinde yaÅŸan ÅŸey ise:” En boÅŸ gecen günler, kiÅŸinin gülmediÄŸi ve kahve içmediÄŸi günlerdir.” Bir yandan kahvenin reklamını ve albenisini uyandırırken bir yandan da aslında gün içinde unuttuÄŸumuz o güzel eylemin önemini vurguluyordu. ÅžaÅŸkın kaldım biraz ve sonra düşündüm. Neden gülemiyoruz? Neden gülmek için bir ÅŸeyler bulamıyoruz? Oysa tonlarca üzülecek olay ve yaÅŸam var. İçinde hiç yok mu tebessüm edecek sakarlıklarımız, söylemlerimiz, hatta aptallıklarımız? Neden gülmeyi bu kadar basite alamıyoruz? Ya da zorlaÅŸtırıyor muyuz? Bilmiyorum. Gün içinde hatırladığımız sinir olduÄŸumuz onca olay vardır kuÅŸkusuz. Kimisi beklenmedik çalan zile kızgındır, kimisi gereksiz basılan kornaya, kimisi yüksek sesle bağıran bir vatandaÅŸa. Ya gülerek hatırladığımız? Gün içinde hangisinin toplamı daha fazla? Bir kahveden onlarca ÅŸey düşündüm aklıma geldi. Ama en çok gülme konusuna takıldım iÅŸte. Buradan kastım sürekli gülün vs deÄŸil. Ama o en yorgun olduÄŸunuz anda bile kendinizi fark edip birazcık gülümseyin. Kimseye olmasa bile kendinize. Bunu fazlasıyla hak ediyoruz. “Gülüp geçti” demek bazen tüm günü daha da güzelleÅŸtirebiliyor. Mesela bugün ilk uyandığında hangi ruh haliyle uyandın? Ve bu ruh hali dünün kalanı mı bugünün baÅŸlangıcı mı? Kimimiz dünden kalan halimizle bugünü yaÅŸamaya çalışıyoruz. Belki de bu yüzden dünün tekrarını yaşıyor gibi her günümüz aynı diyoruz. Oysa yeni bir gündü. Tüm analog ya da dijital saatlerdeki sayılar deÄŸiÅŸmiÅŸti. Ama neden biz hâlâ aynı kaldık? Neden bunu kendimize hiç sormadık? Muallak gibi. Bazen sıfırdan baÅŸlamak dünün ne olduÄŸuna bakmaksızın yaÅŸamak daha yumuÅŸak geçiÅŸler yapmamızı saÄŸlayabiliyor. Tıpkı yarının telaşını bugün yaÅŸamak gibi. Ya öyle olmayacaksa diye sormayı unutarak. Bazen de böyle bir düşünceyi denemek gerekiyor. Hayat biraz da deneme yanılma yolu deÄŸil midir? Hiçbir ÅŸeyi denememiÅŸ, denemeye yeltenmemiÅŸ birine birine yaşıyorsun denir mi?
Ruhun ile en son nereye gittin ve nereye ait hissettin kendini? Nerede ağız dolusu gülüp unuttun zamanın geçtiÄŸini? Yakın zamana? ÇocukluÄŸuna ya da nereye? Bazen gün içindeki sıkıntılardan böyle bir yerlere gitme ihtiyacı hissederiz. En mutlu olduÄŸumuz ana dönmek isteriz. Bilgisayardaki sistem geri yükleme tuÅŸuna basarız. Çünkü tüm saf mutluluk hissimiz bazen orada kalmıştır. Günün hiç ummadığımız ÅŸekilde baÅŸlaması ya da haber sitelerini açtığımızda gördüğümüz ÅŸu anın varlığından uzaklaÅŸtırır bizi. Hele bir de hassas bir kalbe sahipseniz epey kaçışınız kolay olur. BirçoÄŸumuz bu nedenle hiçbir haberi ve gündemi okumaz takip etmez. Birazcık sakinlik ve rahat bir nefes alma yani kendiyle kalma halindedir. Bu CoÄŸrafaya maalesef her an her ÅŸey deÄŸiÅŸebiliyor. Hiç umulmadık bir konser haberi mutlu ederken hiç umulmadık bir 3. sayfa haberi “ yuh bu kadar da olmaz” dedirtebiliyor. O yüzden ülkecek artık çok ÅŸaşıran ülkeler arasında birinci sıraya yerleÅŸtiÄŸimizi düşünüyorum. Resmi kayıtların bir çoÄŸu yalan nasılsa… Artık rahatlıkla bu bir yalan diyebiliyoruz. Kimimiz aldanıyoruz ya da aldanmak istiyoruz. Çünkü bu biraz da kolayımıza geliyor. Çünkü karşıya geçip bir fikir edinmek, bir eylem sunmaktan ziyade hıııı demek daha kolayımıza geliyor. İnsan artık belki de daha fazla yorulmak istemiyor. Onları da anlayabiliyorum. Fikirler ve bunların çatışmaları çatışmalar yorar insanı. Zihinsel yorgunluk tüm sistemi dağıtabilir. Siz de düşünürken ne kadar yorulduÄŸunuzu fark etmiÅŸsinizdir. Bu yüzden herkes kendine has. Ama sokaklarda aynıyız. Merhabalaşıyoruz her gün. Kimimiz saati kimimiz yol tarifi soruyor. Komik bulduÄŸumuz bir ÅŸeye birlikte gülebiliyoruz. Aynı farklılıkları, farklı aynılıklar ile görünebiliyoruz. Tek farkımız kimimiz tabelalara bakarken kimimiz gökyüzüne bakıyor. Kimimiz edindikleriyle kimimiz hiç edinmek istemedikleriyle yan yana aynı durakta bekleyip gidiyoruz…
Sonlara geliyorum, az kaldı… Åžu an buraya kadar gelip okuduÄŸunda ne sormak isterdin kendine? Okurken ne canlandı zihninde? Kim olman gerekirken hayat seni nasıl birine dönüştürdü? En çok kendine neyi sormayı unuttun? Hemen cevap verme. Biraz düşün. Ama gün içinde olanları hesaba katma, genel bir düşünme olsun. Ya da son zamanlar da olabilir. Kendinde en çok unuttuÄŸun ÅŸey ne? Bunu yorumlara yazın lütfen.
Çehrenizin gökyüzü gibi güzel, Ruhunuzun bir yaÄŸmur damlası gibi hafif ve berrak olması dileÄŸiyle. Unutmayın gülmek çok ÅŸey ifade eder. Tüm tozlar uçar gider, bir parça tebessüm daima hatırlanır. Gün içinde bolca gülmeyi bir de kendinize bakmayı unutmayın. Esenlikler…
Dipnot: Sürçülisan ettiysem afola.
